1974 Ankara’da Serinleme Yöntemleri

Ankara’da hava çok sıcakmış anlaşılan, benim doğduğum yıl!

Bu, hiçbir yere varmayan, bir amacı olmayan, neden arşivde yer aldığını kestirmesi zor, kısa bir kayıt. Havuza giren insanlar, dondurma yiyen kolluklu bir kız çocuğu, havuza atlayanlar, bardak bardak su içenler, hortum suyuyla baş yıkayanlar, musluk yutanlar ve kaydın gizemini hepten çözülemez hale getiren mayolu bir Ekrem Bora!

Hiçlikten bir kayıt diyebiliriz buna pekâlâ. 200.000 saatlik arşivde nasıl buna denk geldim acaba? Ne doğduğum yılın kayıtlarına bakıyordum, ne sıcak hava peşindeydim, ne de bir Ekrem Bora hayranlığım var.

Fakat yine de hepten manasız mı bu görüntüler? Sıcaktan yanmış kavrulmuş, serinlemek isteyen insanların çabaları kayda değer değil mi? Yarım kalmış bir belgeselden mi yoksa?

Belirgin hiçbir özelliği olmayan bu fotoğrafların zihin akışında diğerlerinden daha fazla yer ettiğini düşünüyorum ben senelerdir. Sanki hayata dair aklımızda kalan en son görüntü, dondurma yiyen kolluklu bir kız çocuğunun tam da havuzun kenarından geçerken başını kaldırıp kameraya, size  bakma anı olacak. Fotoğraf buysa, kelimeler de “ah düşmese havuza” olacak. Ve sonra öleceğiz.

Yine de bana bu yazıyı yazdıran kaydın en sonunda annesinin elinden kana kana su içen çocuk oldu. Suyu içip, “oh” dediği an.

Hararet, ekrandan izleyene de geçiyor. Hiçbir kayıt, manasız yersiz değil. TRT arşivine çok güveniyorum.

Uyku

Sevgili okuyucum, soba başında uyukluyor musunuz böyle? Soba olmasa da olur, sıcak başında, çaydanlık başında?

Postacı filminden sahne. Çok seviniyorum, bu sahnelerin montajda kesilmemiş olmasına. Buraya koyduğım giflerin çoğu böyle sahnelerden aslında: Çıkarsak film, hikâye hiçbir şey kaybetmiyor, ama korunduğu durumda seyirciye bir şey demiş oluyor, yönetmen, kurgucu, oyuncu… O şey ne, bilmesi kolay değil her zaman.