Aysel

Füsun Demirel tarafından canlandırılan Aysel,  Şerif Gören’in 1984 yapımı Gizli Duygular filminde yaşamıştır.

Aysel, ev arkadaşı Ayşen ile üç senedir bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Nişanlısı İsmail müsaade etse spor giyinecek olan Aysel, sürekli İsmail’in cimriliğinden ve şapşallığından şikayet eder, fakat İsmail, arada bir çiçek getirmek gibi “numaraları” olan da bir adamdadır. Sonunda Aysel İsmail ile evlenir ve çift Bayrampaşa’da bir eve taşınır. Aysel fıkra dinlemeyi, film seyretmeyi ve çikolatayı sever.

Yardımcı kadın karakter olarak Aysel’in bütün varlığı, ana kadın karakter Ayşen’e (Müjde Ar) bağlıdır. Aysel ile Ayşen’in en sevdikleri meşgale, karşı apartman dairesinde oturan ve “serbest” hareketleriyle herkesin dikkatini çeken Ayşecan isimli kadını dikizlemek ve onun hayatını bol bol kıskanmaktır. Ortak hayatları Ayşen’in, kendisinden hiç beklenmeyen ve Aysel’i de çok şaşırtacak bir kararına kadar aynı mazbutlukta ve sıkıcılıkta devam eder. Aysel, ana karakterin üzerindeki cinsel baskıyı onun adına açık açık dile getirir. Aysel yardımcı karakter gibi görünmekle beraber, hikayenin olmazsa olmaz unsurudur. Hemen bütün Füsun Demirel karakterleri gibi.

Akılda kalan sözleri:
-Kız Ayşen, her erkeklerden şikayet edersin, ama hiç de aklından çıkmaz.
-Helal olsun kıza adamı kovdu ya!
-Ya bu kız feminist, meminist mi acaba?

Sultan

Türkan Şoray tarafından canlandırılan Sultan, yönetmenliği Kartal Tibet’e, senaryosu Yavuz Turgul’a ait, 1978 yapımı Sultan filminin ana kadın karakteridir.

Eşini nasıl kaybettiği bilinmeyen Sultan, adları Hediye, Hüdai, Fedai ve Recai olan çocuklarıyla bir gecekonduda yaşamaktadır. (Çocuklardan birinin sokaktan bulup eve getirdiği köpeğe de Enayi adını koyarlar.)

Sultan küçükten “erkek gibi” yetişmiş bir kadındır. Kendi anlatışına göre, yaptığı yaramazlıklar ve komşu çocuklarını dövmesi yüzünden annesinden zamanında bol bol dayak yemiştir. Nitekim bütün film boyunca önünden geçen, yan bakan hemen herkese tekme tokat girişmekten, hatta eline silah almaktan geri durmaz. Elinde oklava, odun ya da bizzat maşa sürekli çocuklarını kovalarken görünür. Komşularına genelde taş atar. Sultan bahçesine giren tavuklardan, çeşmede su sırasına “kaynak” yapanlardan, sulu erkeklerden, adaletsizlikten hoşlanmaz. Sultan’a yaşadığı mahalleden çıkan iki talip, Bakkal Bahtiyar (Şener Şen) ve minibüsçü Kemal de (Bulut Aras). film boyunca Sultan’ın hışmına uğramaktan kaçamaz, hatta biri ölümden döner.

Sultan bir gecekonduda yaşamaktadır ve evini de kendisi “tırnaklarıyla, canıyla, kanıyla” yapmıştır. Onu film boyunca gecekondusunda, etrafında çamaşır yıkar, hamur açar, yerleri siler, odun kırar, soba borusu temizler, çeşmeden su taşırken görürüz. Evin ve dört çocuğun geçimini de evlerde hizmetçilik ederek sağlamaktadır.

Sultan’ın hayatı, mahallesinin kurulu olduğu araziden ikinci Boğaz köprüsünün geçeceği söylentisiyle bir anda alt üst olur. Hikâyesinde iç göç, kentsel dönüşüm, rant ve gecekondu meselerinin hepsine değinerek, tek başına yaşayan çocuklu bir kadının yaşam mücadelesini görürüz. Polislere, zabıtaya, yıkım ekiplerine, mahallesinde yaşayan erkeklere, sevdiği adama direnç gösteren; aslında aradığı “tutunacak bir dal” olan tek başına bir kadındır Sultan. Kadın olarak gücü erkek gibi davranmaktan gelen Yeşilçam karakterleri içindeki en çarpıcı örneklerdendir. Yine de, yalnızlığını “azıcık aşım, kaygısız başım” deyip kabullenen Sultan’ın bile sonunda kanıp, inanacağı iki şey vardır: Gelinlik ve yüzük.

Akılda kalan sözleri:

Sulu herifin teki ne olacak? Erkek dediğin ciddi olmalı.

Dayak atmak iyi bir şey değil, tamam! Ama dayanmıyor insan, sonunda basıyor köteği. Ellerim kırılsın (çocuklarından bahsediyor).

Başvekilin oğlu da olsan, sıraya gireceksin (çeşmede su sırası beklerken).

Screen Shot 2018-06-14 at 9.38.32 AM.png

Sultan, evini yıkmaya gelen Frukolara direnirken.

Fürûzan Harmancı

Fürûzan Harmancı, Metin Erksan’ın yönetmenliğini yaptığı 1971 yapımı Feride filminde yaşamış, Lale Belkıs tarafından canlandırılmıştır.

Deniz kenarında bir evde yaşayan Fürûzan ve sevgilisi doktor Kemal Öget, hayatlarını partiden partiye koşarak geçirmektedirler. Müziği, dans etmeyi ve insanlarla alay etmeyi çok seven Fürûzan basit ve görgüsüz taşra kızlarından hiç hoşlanmaz. En sevmediği isim de Feride’dir.

Peruklardan, saç aksesuarlarından, transparan kıyafetlerden hoşlanan, evde yemek yapmanın alaturkalık olduğuna inanan Fürûzan, arkadaşları arasında taşı gediğine koymasıyla ve sesinin güzelliği ile tanınır. Şarkılarını Fransızca söylemeyi tercih eder ve kibarlığa, görgünün icaplarını yerine getirmeye çok önem verir. Evlenmek isteğini sık sık dile getirdiği sevgilisi Kemal Öget ile arasında şöyle konuşmalar geçer:

Fürûzan: Ne zaman evleniyoruz Kemal? Ne zaman benimle nikâh masasına oturacaksın
Kemal: Sana kaç kere böyle konuşma dedim. Bırak bu işin kararını ben vereyim. 

Fürûzan, Yeşilçam’ın ikilikler, tezatlar üzerinden oluşturduğu karakterlerin en tipiklerindendir. Hikâyelerde haksızlığa uğrayan iyi kalpli esas kadının mağduriyetine yapılacak vurgu için mutlaka gereklidir. Köy karşısında kentin, Doğu karşısında Batı’nın, iyi karşısında kötünün temsilcisi olan Füruzan’ın Fransız dilinde söylediği bir şarkısını da şuradan seyredebilir, sesinin güzelliğine de tanıklık edebilirsiniz.

Akılda kalan sözleri
-Sen nasıl basit ve görgüsüz bir taşra kızıyla evlenebilirsin?
-Balık o çatal bıçakla yenmez güzelim.
-Erkekler her zaman benim tipimdeki kadınlardan şüphe ederler. Halbuki bütün kötülükleri masum görünüşlü kadınlar yapar.

Screen Shot 2018-08-21 at 6.24.37 PM.png

Füruzan, masadakilere görgü kurallarından bahseder, hoşça vakit geçirirken

5Harfliler

Yatık Emine

Refik Halit Karay’ın 1919’de yazdığı hikâyeden değilse, Yatık Emine‘yi, Ömer Kavur’un 1974’te çektiği aynı isimli filminden tanırız. Filmde Emine’yi Necla Nazır canlandırmaktadır.

İsmi belli olmayan bir vilayet merkezinden, hadiselere sebep olduğu gerekçesiyle bizzat vali kararıyla, yine ismi belli olmayan bir kasabaya sürgün edilir filmde Emine. Zaman II. Meşrutiyet’ten, 1908’den az önceki bir zamandır. “Uygunsuz takımı”ndan olduğu için bu kasabada ahlâkının düzelmesi umulmaktadır. Kasabalı bu sürgünü önce hakaret, sonra iltifat olarak görecektir.

Kasabalı “ahlakı bozuk” bu kadının yüzünü görmeden güzelliği hakkında hemfikir olur. Kimine göre bili bili piliç gibidir, gözleri fıkır fıkırdır. Kimine göre Emine “İstanbul kadar güzel”dir. Onu isminden tanıyan kasabanın kadınları kendisini görmek, iki cilve kapmak ister, ama cismini görünce onu çok cılız bulur, kel tavuğa benzetirler. “Bir bakışına can dayanmayan” Emine için film boyunca kullanılan sıfatlar: Fahişe, yosma, kaldırım yosması, şıllık şırfıntı, kaltak, namussuz, adi kadın, Allah’ın cezası, rezil, haspa, kahpe sürtük, aşiftedir. Uğursuzluğu nam salar. Dereye düşen, tavlada zarı gelmeyen kabahati onda bulur. Filmde Emine bir kaç defa tecavüzden, bir defa da linçten kurtulur.

Emine bu kasabada önce bir odacının evinde, sonra hastanede, sokaklarda kalır ve en sonunda kasaba dışında yıkık dökük bir kulübeye yerleştirilir. Kasabada ona yardım eden üç kişi vardır: Kumandan, Meşrutiyetçi Sürgün Server ve meczup bir arzuhalci. Emine bu insanlardan gelen yardımla hayatta kalabilecektir.

Aslında Emine hakkında çok az şey biliriz biz. Babası Abdullah, annesi Hürmüz’dür ve 302 doğumludur. Yaşadığı köyde birinin gönlüne düşmüş, kaçırılmış ve heves geçince de def edilmiştir. Yatık’ın ne manaya geldiğini kendisi de bilmez. Etrafındaki kötülüklerle hiçbir ilişki kurmaz. Onun içine doğduğu dünyada tevekkülden, baş eğmeden ötesi yoktur; etrafındakilerle, başına gelenlerle, hayatla Emine arasında hiçbir gerilim yaşanmaz. Emine’nin film boyunca peşinde koştuğu tek şey bir tayın ekmektir. Onun hikâyesi “cemiyet dışına ahlâk bozukluğu gerekçesiyle itilen bir kadın”ın başına gelenler değildir, yaşadığı kasabadaki insanların nezdinde, kötülüğün en pür hallerini görürüz Emine’nin etrafında. Erkekler ve kadınların ilgisine, nefretine, zulmüne, kalpsizliğine eşit şekilde maruz kalır.

Refik Halit Karay’ın hikÂyesi de Emine üzerinden aslında kasabaya, kasabalıların ikiyüzlülüğüne odaklanır. Karay’da bu kasabanın adı sanı bellidir ve burası, insanıyla havası, suyu, coğrafyasıyla yeryüzünde var olabilecek “en sakil” yerdir. Karay’ın tasvir ederken kasabaya karşı hissetmediği merhameti, kasabalılar da Emine’ye göstermezler. Bu çok çirkin yerin, zevksiz ve donuk insanlarının Emine’ye hikâyede hazırladıkları son ise, Ömer Kavur’un filminde biraz daha güçlendirilmiş bir vurguyla anlatılır. Refik Halit’in adeta üstünü kapatarak, ima yollu söylemeye çalıştığını, Ömer Kavur açık seçik söyler ve biz bu sondan Emine’ye gösterilmeyenin kuru bir merhametten çok daha ötede bir şey olduğunu anlarız.

Akılda kalan sözleri
-Çocukken bir güzel gülerdim ki.
-Ne zahmet ettin, değer mi bana?
-Ben gibi kadersize, sen gibi kısmetsiz yakışır.

Screen Shot 2018-08-21 at 6.00.22 PM.png