Etiket arşivi: HATIRA

Bizim Olmayan Evler

“Gittiğimiz evlerin çoğu sobalı olduğundan galiba, bazı kapılar hep kapalı. Bir kapı kapalı olunca benim çocukluğuma bir haller oluyor, kapalı kapıların ardını delice merak ediyorum. Sohbetin koyulaştığı, büyüklere görünmez hale geldiğim bir anda mutlaka bu kapıların önünde beliriyorum. Açsam mı, açmasam mı? Galiba açacağım. Annem beni uyardı, “insanların evleri izinsiz gezilmez” dedi.

Kimin hangi eşyayı nereye koyduğu beni çok ilgilendiriyor. Konsollar, büfeler, kitaplıklar, divanlar, koltuklar, sehpalar, vitrinler var bu evlerde. Koltuklar cam önlerinde, büfeler duvara yaslanmış, kitaplıklar büyük yekpare, sehpalar mermer ve kıvrımlı, divanların kılıfları yastıkları aynı kumaştan, vitrinler bazen tıka basa kristallerle dolu. Her yerde paspas var. Elde örülmüş, renk renk paspaslar, en çok bunları sevmiyorum. Büyük yastıkların içi tıka basa dolu, minik yumuşak yastık bulmak ne zor. Bizim evin olmayan yastıkların tuhaf bir kokusu var. Sehpalarda çeşit çeşit sigaralar, bazen bu koleksiyonlar kilitli dolaplarda saklanıyor. Takvim yaprakları çerçevelenip asılıyor duvarlara, aile fotoğraflarındaki herkes çirkin, komik! Radyolara dokunmak büyük mesele, kahverengi kutular radyolar, üstlerinde hiç toz yok. Perdeler kadife, ağır, perdeler duvarların köşelerine toplanmış, toz kokuyorlar, ama kırmızı olanları güzel.

Büfeler daha minyatür, camdan sürgülü kapakları oluyor. İçlerinde Türk kahvesi fincanları var, minik kristal bardaklar bazen, tabaklar nadiren, çoğunlukla çiçekler büfelerin üstlerinde, kolonya şişeleri, üzeri dantel bir örtüyle kapanmış bir bardak daha. En çok büfeleri seviyorum.”

“Üsküdar” yazılarından minik bir alıntı, devamı var!

Fotoğrafın kaynağı

Çıngıllı Küpe

Annemle Çatalca’ya gittik. Annemin erkek kardeşi burada görev yapıyor ve yeni evlendi. Turuncu perdeleri, yeşil halıları bu evin. Ben altı yaşındayım belki. Annemin kucağında oturuyorum, yüzüm yüzüne dönük. Bana bilmeceler soruyor annem. Hiçbirini bilemiyorum. O da neredeyse hiç oyalanmıyor, hemen veriyor cevapları. Sürekli gülüyorum. Onlarca bilmece. Bir ara alçacık tepe, çıngıllı küpe diyor. Annemin arkasında pencere var. Akşam güneşi annemin saçlarına vurmuş. Kulağının ardındaki saçlarında, küpelerinde ışık var. “Çıngıllı küpe” kelimeleri ağzından neşe ile çıkıyor. Annem o an o kadar güzel, sevimli, “çıngıllı küpe” kelimeleri o kadar komik ki! Bütün çocukluğum boyunca bana sorduğu bilmecelerden sadece bu kalıyor aklımda. Cevabı da nohut.