Yıldırım Düşen Evden Tanıklıklar: Öbür Dünyaya Gittim Beni bir Papağan Karşıladı

Bu haber 5 Haziran 1943’te Son Saat gazetesinde yayınlanmış. Aslında yıldırımın Üsküdar’da bir eve düştüğü haberi bir gün evvel yer alıyor  aynı gazetede. Bu, muhabir Zeki Tükel’in bizzat olay mahaline ve hastaneye giderek gerçekleştirdiği kısa bir “olay yeri inceleme” haberi.

Burada yer verdiğim diğer gazete haberleri gibi, bu haberin de hali hal değil! Kendi zamanının ruhunu pek çok açıdan temsil ediyor. Şimdi siz haberi okuyun, sonunda biraz gevezelik edeceğim.

Yazım yanlışı gibi görünen her şey, metnin orijinalinde olduğu gibidir.

Yıldırımla yaralananlar neler anlatıyor?

Işık Gözlerimi kamaştırdı, ayaklarım yanmağa başladı.
Nasıl oldu, bilmiyorum, öbür dünyaya gittim. Beni bir papağan karşıladı.

Üsküdarda Selamsız caddesinde yıldırım isabet eden evin önündeyim. Herkez birbirine korkunç vak’ayı anlatıyor ve “Aman” diyorlar “iyi ki bu yıldırım bizim eve isabet etmedi.” Bu sözleri işiten orta yaşlı bir adam elindeki tespihini çekerken:

-Hey gidi günler hey. Yıldırım bula bula bu evi mi buldu? Ah yıldırım düşecek ne evler var, ne evler diye söyleniyordu.

Bu faciada ayaklarından ağır surette yaralan Hayriye başından geçenleri şu şekilde anlatmaktadır:

-O gece çocuklarımla beraber geç vakte kadar oturmuştuk. Yemek yerken kocam İsmail canının sebepsiz olarak çok sıkıldığını söylüyordu. Daima sıkıntı içinde yaşadığımız için bu sebepsiz sıkıntıya ehemmiyet vermemiştim. Gece geç vakitte uykuya daldık. Saat kaçtı bilmiyorum. Şiddetli yağmurun yağdığını duydum. İşte bundan sonra hiç uyuyamıyordum. Meğer benim gibi kocam ve çocuklarım da ayrı uyuyamıyormuş. Şimşek durmadan çakıyordu. Yağmur da olan hızıyla yağıyordu. Bu arada ne oldu bilmiyorum: masmavi bir ışık pek acayip bir sesle viran odamızı aydınlattı. Çığlıklar birbirini takip etti.

Zavallı Hayriye bu sözleri pek karışık ve heyecanlı olarak anlatıyordu. Sözlerine devamla:

-Bu mavi ışık gözlerimi kararttı. Ayaklarım kaynar suda haşlanmış gibi yanıyordu. Bayılmışım, hiçbir şey hatırlayamıyorum. Gözlerimi hastanede açtım. Ve ilk feryadım “çocuklarım nerede?” oldu.

Hastanede tedavi altında bulunan Ahmet te yüzünden ve diğer yerlerinden yaralıdır.

-Ben diyor nasıl oldu bilmiyorum, Sanki öbür dünyayı gördüm de geri döndüm.

Gülerek sordum:

-Öbür dünyada neler gördün?

Çocuk böyle bir suali beklemiyordu. O da gülmeye çalışarak şöyle verdi:

-Herşeyi. Yalnız hatırımda kalan şey çok büyük bir papağan beni alarak uçurmam idi.
-Neriye uçurdu?
-Bilmiyorum. Ben korkmuş olacağım ki, bağırdım. Bağırmamla kendimi yolda hastaneye giderken buldum.
-Yıldırımı gördün mü?
-Görmedim.

Muhakkak bir ölümden kurtulan Fatma da “Ne günahımız vardı da bu facia başımıza geldi” diyor. Ben de sağ olarak kurtulduklarını şükretmelerini söylerken sözlerimi tastik ediyor.

Yıldırım evin sağ arka köşesinden büyükçe bir delik açarak girmiş ve alt kata kadar geçmiştir. Bu deliği görmek istiyen yüzlerce kişi evi ziyaret etmektedirler.

Yıldırım eve isabet ettiği zaman yangın da çıkmış yağmurun yağışı evin aile reisi olan erkeğin yangını yalnız başına söndürmeye muvaffak oluşu ikinci büyük bir faciayı önlemiştir.

Üsküdarlılar bu eve isabet ederek yaralanan aileye maddi yardımda bulunmak üzere teşebbüse de geçmişlerdir.
Zeki Tükel
5 haziran 1943 Son Saat

Zeki Tükel ile ilgili düşünelim evvela. Gazeteci değil, ortalık karıştırıcı gibi birisi! Haberde yer verdiği, görüş aldığı kişi sayısı dört. İlk kişi tanıklardan ya da sadece mahalleden biri ve “Ah, ah yıldırım düşecek ne evler var?” derken neyi kast ettiği derhal anlaşılıyor değil mi? Eldeki tespih ayrıntısının oraya eklenmiş olması boşa değil. Hayriye, o gece ne olduğuna dair bilgi sağlayan tek kişi haberde. Yaralı Ahmet, korkusunun derecesini anlatmak için kullandığı öbür dünyaya gitmek gelmek ifadesinin hesabını vermek zorunda kalıyor adeta. Böyle diyen birine, öbür dünyada ne gördüğünü sorarsan, o da sana “Papağan, oldu mu” der!

Gazetecimizin Fatma’yı teselli etmek gibi bir görevi yoksa da, bundan da geri durmuyor. “Şükret” derken, karşılığında aldığı onayı da metne eklemeyi ihmal etmemiş. (Zeki Tükel ile ne alıp veremediğim var şu an ben de bilmiyorum). Zaten bu haberin en öne çıkan, en çarpan yanı Hayriye’nin şu sözleri aslında: Yemek yerken kocam İsmail canının sebepsiz olarak çok sıkıldığını söylüyordu. Daima sıkıntı içinde yaşadığımız için bu sebepsiz sıkıntıya ehemmiyet vermemiştim. 

Bu haberde bize dair, memleketin harcına işaret eden ne var diye düşündüm bir durup. Unsurlar şunlar galiba: Elde tespihiyle ahkâm kesen, durumu fırsata çevirip, kendi mesajını yersizce etrafa yayan bir adam, sıkıntılar içinde geçen ömrüne bir de yıldırım düşme hadisesi eklenmiş bir kadın, onun olacak kötü şeyleri önceden sezebilen kocası, şükretmesi telkin edildiğinde hemen buna hak veren genç bir kız ve kuşlara olan aşırı merakından olacak ölürken bile kanatlı bir şeyler gören bir oğlan çocuğu (bu evrensel bir tema da olabilir pekala).

Başka?

Haberin başlığının, metinde yer almayan bir ayrıntıyla biraz süslenmiş olması. Ahmet, papağanın kendisini karşıladığından bahsetmiyor ki, gidecek gibi olmuş ama korkmuş, bağırmış geri dönmüş zaten. Evin aile reisi olduğu hassaten belirtilen bir de erkek var tabi haberde, yangın o söndürüyor, itfaiyenin adı da anılmıyor zaten. Aileye yardım etmek için hemen örgütlenen insanlar da var, “aman iyi ki bu bizim başımıza gelmedi” diyenler de (ne ayıp!).

Ve son olarak, açılan deliği görmeye gelen yüzlerce kişi! Ya o yüzlerce kişinin ardı arkası kesilmediyse…  Bir kısa araştırma yapayım dedim, ürktüm. Şimdi o civarda bir tür yıldırım dede türbesi var olduğunu keşfeder miyim diye. Olsaydı o da çok bize has olurdu, değil mi?

Yıkılan Genelevler: “Et İyliyi Bul Kötülüyü.”

Madem genelevlerine karşı bir savaş açmışlar o zaman bizlere iş versinler
Y.B., Erzurum Genelevi

“Yıkılan Genelevler Et İyliyi Bul Kötülüyü” başlıklı yazı Eylül 2012’de yayınlandı 5Harfliler’de. Bu, 2007’den itibaren yıkılan genelev haberlerinden bir derlemeydi. Son üç senede bu yıkımlara yenileri eklendi ve genelevlerde çalışan kadınların akıbetlerine dair tartışmalar da sınırlı bir çevrede kaldı. Bu derlemeyi, yaklaşık üç sene sonra, yeni yıkımlara, yıkımlardan sonrasına ve fotoğraflara yer vererek güncelliyorum. Yazının sonunda kısa bir de değerlendirme bulacaksınız. Birkaç yönden mesele açılmaya, tartışmaya ve kaydadeğer: Yıkım haberlerinin veriliş şekilleri, kentsel dönüşüm süreçlerinde genelevlerin değişen konumları ve en önemlisi yıkımlardan sonra kadınların akıbeti.

***

Türkiye’de bir süredir genelevler şu ya da bu nedenle yıkılıyor.

Ağustos 2007’de Balıkesir genelevi, belediye meclisinin 20 yıl önce aldığı bir karara dayanılarak yıkıldı. Belediye başkanı kendilerine gelene dek, gereken kararlılığın bir türlü gösterilememiş olduğunu belirtmişti yıkım töreninde. Yıkım kararı belediyenin seçim vaadiyle ve iddia edilene göre vatandaşların yoğun isteği üzerine gerçekleşmişti.

Aralık 2008’de Isparta genelevi bir törenle yıkıldı. Törenden evvel zaten önemli kısmı yıkılan geneleve son darbeyi vuracak belediye başkanı, buranın “bir ev değil, fuhuş yuvası” olduğunu söyleyerek evin aileler için olduğunu da eklemişti sözlerine. Yıkım sırasında binanın bir yerine bir de pankart iliştirilmişti: ‘Yapılamayanları yaptık, yıkılamayanları yıktık.” Genelevin yeni bir yerde açılacağı söylendi bugünlerde, ancak anlaşılan bu hiç gerçekleşmedi. Yer olarak gösterilen yeni bina jandarma bölgesinde yer alıyordu ve gereken ruhsat verilmedi. Şimdilerde bu bina satılık edilmiş.

yikim

Ağustos 2010’da Aydın, Nazilli’deki genelev, ya da belediyenin andığı ismiyle istisnai sosyal tesis, şehrin dışına taşınmak üzere “kentsel dönüşüm” projesi kapsamında yıkıldı. Belediye başkanının deyişiyle “en azından şu an etrafta gördüğümüz evler, arsalar hem değerlendi hem de mahalleli rahatladı.” Bu yıkımdan hemen evvel, çok kaydadeğer bir gelişme yaşandı yalnız. Boşaltılan genelevin, bahçesinden türbe görüntüsünde sarıklı, örtülü, testili bir mezar çıktı. Bu sarık karşısında afallayan yetkililer, kamuoyunun mesele hakkındaki hassasiyeti karşısında gereken incelemeyi yaptılar, arşivlere gittiler, sordular soruşturdular ve burada bir evliya bulunmadığına kanaat getirdiler. Mezar kazıldı, herkesin içi rahat olsun diye metrelerce derine gidildi ve de herhangi bir kemik kalıntısına rastlanamadı. Sonunda bu mezarın yıkıma engel olmak isteyen genelev çalışanları tarafından yıkımdan bir gece evvel yaratıldığı anlaşıldı.

yikim2

Mayıs 2011’de Antakya genelevi mahalle arasında bulunduğu gerekçesiyle yıkıldı. Belediye başkanı, şehrin “kangren haline gelmiş bir sorunu”nu daha hallettiğini belirtmişti. Yıkılan binanın yerine otopark yapılacağı söylendi o günlerde ve yeni bir yere taşınmak gündeme geldi. Bu taşınma işlemi gerçekleşti, fakat başka bir yerleşim alanına yakınlığı nedeniyle tartışmalar devam etti bir süre daha.

Eylül 2011’de Ankara Bentderesi’ndeki genelevlerin yıkımına başlandı. Kale’nin hemen altında yer alan bölge “Ulus Tarihi Kent Projesi”nin bir parçasıydı. Yeni hizmet yeriyle ilgili olarak belediye başkanı, valiliğin karar merci olduğunu belirtiyordu. En çok ses getiren, basına en çok yansıyan bu yıkım oldu. Böylelikle, birtakım rakamlar da ortaya çıktı. Bentderesi’nin günlük ziyaretçi sayısının 7000 civarında, çalışan kadın sayısının 300 ila 500 arasında değiştiği gibi.

Bentderesi’ndeki yıkım 2013’e kadar peyderpey, ta ki bir bakkalın direnişi ile karşılaşana dek devam etti. Ağustos 2013’te yıkımı planlanan dört evin altında, bir biçimde dört binayla da mekân bağlantısı olan bir bakkal dükkanı, sahibi mahkemeye başvurduğu, dava devam ettiği ve mülkün kamulaştırması yapılamadığı için yıkılamadı. Bentderesi’nde yapılan yıkımlarla ilgili bütün süreç ayrı bir yazı, araştırma istiyor. Eylül 2014’de 30 kadar kadın, yıkım kararıyla ilgili Ankara’nın muhtelif kurumlarına dava açtılar. Davalar sonradan Danıştay’a gitti. Ekim 2014 itibariyle yeni evlerin nerede açılacağına dair bir fikir birliğine de varılamamıştı.

 

yikin3

Ankara, Bentderesi’ndeki evlerden birinin yıkımı.

Ağustos 2012’de Yozgat genelevi yıkıldı. Yıkım gerekçesi yapının kaçak olmasıydı. Burada altı kadın çalışıyordu ve yıkım yerinin yerine otobüs terminali yapılacağı söylendi.

 

yikim4

Yozgat genelevinin yıkımı, 2012.

Mart 2013’de, Afyonkarahisar’daki genelev kapatıldı, Burada, belediye başkanının iddiasına göre, genelevin patroniçe olarak bilinen sahibesi, bizzat belediyeye dilekçe ile başvurmuştu. Ev, son birkaç yıldır kâr etmiyordu. Kapatılma işlemi belediye tarafından basına haber verilerek yapıldı, yıkım işlemi patroniçeye bırakıldı. Diğer yandan Nisan 2012’de, bu evin kapatılması için, işletmeci ile ikna görüşmelerinin devam ettiği yansımıştı yerel gazetelere.

Mart 2014’te ise Erzurum genelevi tümüyle yıkıldı. O da yerleşim bölgelerinin içinde kalmıştı ve yakın zamanda yanına bir cami yapılmıştı. Yıkımdan sonra alanın mesire yeri olarak planlanacağı söylendi. Evi boşaltmaları istenen kadınlar eşyalarını toplarken basına, yıkım kararının gerekçesini bilmediklerini söylüyorlardı.

Bunlara ek olarak, Antalya, İzmir, Konya‘nın ilçelerindeki genelevlerin yıkıldığı ya da yıkılacağı haberleri de var. İstanbul Karaköy’deki evlerin, Galataport projesi kapsamında kapatılacakları ise bir zamandır konuşuluyor.

Buraya kadar sayılan yıkımların ertesinde arazilerin, park, otopark, mesire yeri, sosyal tesis, son derece muğlak bir ifade ile “kadın konuk evi” olarak değerlendirilecekleri söylenmiş yetkililer tarafından. Bunların ne kadarı gerçekleşti şimdilik söylemek zor, daha doğrusu her biri için ayrı araştırma yapmak gerekiyor. Bu, meselenin bir yanı. Kentsel dönüşüm projeleri kapsamında genelevler ilk ötelenen, resim dışına çıkartılan yerler. Haberlerin verilişlerinde ise göze çarpan bu şer yuvalarının bir vinç marifetiyle yerle bir edilmiş olması çoğunlukla. Bina yıkılınca sorun da ortadan kalkıyor! Daha sonrasında neler olduğu haber niteliği taşımadığından olsa gerek, çoğu örnekte yeni bir yer gösterildi mi, yeni bir yere taşınıldı mı, kadınlar sokakta mı kaldılar bilemiyoruz. En önemli kısmı da bu. Haber metinlerinde hiç yer verilmeyen ya da en  az yer verilen kadınlar ve onların bu yıkımlara tepkisi. Ankara örneği sayesinde basına yansıyan bir tartışma, bazı derneklerin, bakanlığın ve genelev çalışanlarının katıldığı bir tartışma var yine de. Bu tartışmayı bir başka yazı da ele almak üzere son olarak kadınların seslerini duyabildiğimiz, beklenmedik bir kaynağa değineyim. Bentderesi yıkımlarından birinden, bir fotoğraf, aynı zamanda yazının da ana görüntüsü. Duvarda şunlar yazıyor:

“Herşeyi bilmene gerek yok, haddini bil yeter,” “Sev seni seveni dağda çoban ise, sevme seni sevmeyeni Mısır’da sultan ise,” “Ayarını bozduğun kantar, bir gün seni de tartar,” “Hatıralar anılarda kaldı,” “Her kaptan yemek yedim” “Lale devri çocuklarıyız biz,” “Hata benim, günah benim, suç benim,” “Dost ararsan cebine bak,” “Sır gibisin ahım seni kör eder,” “Benim gerçeklerim senin hayallerin bile olamaz,” “Önceden anlamazsın her şey hoşuna gider. Sonra feryat edersin çığlığın boşa gider” “Et iyliyi, bul kötülüyü.”


5Harfliler