“Nursuz Lambalarla İmrar-ı Hayat Eylemek”

6 Şubat 1929’da İkdam gazetesi “Kari’nin Derdi” sütununda yayınlamış bir şikâyet mektubu:

“Aksarayda taş kasapta Selçu Sultan mahallesinin Bedbah cami sokağı elan elektirk ziyasından mahrumdur. Evlerimizde hala kasvetenkiz idare ve kör lambalarla oturuyoruz. Sokağın yarısına kadar elektrik kablosu girdiği halde evimize almaya muvaffak olamadık. Almak için dört beş evin alması lazımmış. Ben orasını arayamayorum. Yalnız müteessir olduğum bir şey varsa geceleri nursuz lambalarla imrarı hayat eylemektir. Acaba sokağa elektrik girmek ne zaman nasip olaçak?”

Tütün inhisarı memurlarından Hadi.

——————————————————————————————————————–Fotoğrafı şurada buldum, çok daha yeni bir zaman tabi. Elektrik olmadığı yetmezmiş gibi, üstünde su da basmış Aksaray’ı.

Okuyucu Şikâyeti I: Beni Tahkire Ne Sebep Vardır?

Sevgili okuyucular, yine bir iş için gazete arşivlerine daldım. Ben buraya ne zaman dalsam biraz eli kolu dolu geri dönüyorum. Gazeteleri tararken gözüm hep aramadığım ayrıntılara, peşinde olmamam gereken haberlere takılıyor. Bu elimdeki iş için hem “yeni” eski gazeteleri tarıyorum, hem de eskiden bulduğum eski haberleri derliyorum (ne diyorsun?). Size şu an neden çalışma metodumu anlattığımı da bilmiyorum, ama sözü alıp 1929’da yayınlanmış bir gazete haberine getirmek niyetindeyim.

Olaylar İstanbul’da, Galata Köprüsünde geçiyor. Haber İkdam gazetesinin “okuyucu şikâyetleri” sütununda yayınlanmış. Bu sütunda yer alan şikâyetler, kent yaşamına dair pek çok güzel ayrıntıyı barındırıyor.  Hani peşine düşsen belki asla bulamayacağın bilgileri okuyucular şu ya da bu sebepten hep yazmışlar gazeteye. Mesela bu haberde 1929’da Galata Köprüsünden geçiş ücretinin ne olduğunu öğreniyoruz. Cevap: 1 Kuruş. Fakat, bazı başka meseleler var mektupta. Okuyun sonra biraz gevezelik edelim.

Köprü Tahsildarı

Evvelki gece köprünün Galata tarafında nöbetçi idim. Vazifemiz köprüyü geçenlerden 1 kuruş tahsil etmektir. Bu kuruşu tahsil etmezsek bizi işten çıkarırlar. Saat 1’e doğru idi. İki kişi köprüden geçtiler biri para verdi, diğeri vermedi süratle köprüyü geçmeye başladı. Para istediğim zaman arkadaşı “Ulan be herif o şimdi iskeleden dönecek” dedi. Bu surette cevap bittabi büyük nezaketsizlik, kabalıktır. Beni tahkire ne sebep vardır.. Nazarı dikkati celp eylerim.

Köprü tahsildarlarından Nazif.

17 mart 1929

Nazif Bey, “nazarı dikkatinizi celp” eyledi mi? Eylediyse hangi sebepten acaba?  “Ah eskiden insanlar ne kadar da inceymiş” faslını bir kenara koyalım da, biraz Nazif Bey’e kafa yoralım mı?

Ne yazık ki hangi mahallede oturduğunu söylemiyor Nazif Bey. Okuyucular mektuplarını imzalarken mesela “Kasap İlyas Mahallesinden bilmemkim” diyorlar bu dönemde. Nazif Bey konum belirtmemiş. Yine de köprü civarı semtlerde oturduğunu varsayabilir miyiz?  Lafa “evvelki gece” diyerek başlamasından mektubun yazılma hızına dair bir izlenim ediniyoruz ama: Hemen yazmış, hiç beklemeden.

Galata Köprüsünden geçiş ücreti kaldırılıyor bir noktada, tam tarihinden emin değilim ama 1930’ların içinde bir zaman olsa gerek. Yani Nazif Bey aslında bu tahsildarlık işinin son temsilcilerinden. Maruz kaldığı bu nezaketsizlik karşısında üzgün, evine dönüyor. Uyudu ve diyelim ki akşam yazdı mektubu: İstanbul’a elektrik dağıtımının çok sınırlı olduğunu düşünürsek odasında olasılıkla başka türden bir ışık, masasının başına oturuyor. Önüne bir kâğıt alıyor, kalem buluyor. Eski harflerle mi yazıyor bu mektubu? (Harfler henüz değişmiş, hemen kavramış mı yenileri? Uygulamanın resmileşmesi ve Latin harflerinin kabul tarihi Ocak 1929). Başlıyor yazmaya Nazif Bey. Önce olay mahallini, kendi mesleğini, görev tanımını belirtiyor. Bu tanım lazım burada, çünkü olayın yorumlanmasında kullanılacak (“yoksa bizi işten çıkarırlar”). Sonra olayı anlatıyor, bir tespit yapıyor ve sarsıcı sorusunu soruyor sonda: Beni tahkire ne sebep vardır? Mektup katlanıyor, zarfa konuyor, hemen postaya veriliyor, adres: İkdam gazetesi. Gazetenin Nuruosmaniye’de olduğunu düşünürsek belki zaman kaybetmeden kendisi götürdü mektubu, bizzat teslim etti editörlere.

Nazif Bey sahiden sarsılmış olmalı bu başına gelenlerden. Kafasında döndürüyor belki, “neden bu oldu, neden bu oldu?” diye. Karşımda olsa enikonu, uzun boylu teselli edeceğim: “Nazif Bey oluyor böyle ya, çok dert etmemek lazım herhalde, ama tabi ediyor insan, bilmiyorum ki ben de! Çay alır mıydınız?” (*) Hem inanmazsınız. Sene 2005’ti sanırım, Üsküdar vapuruna yetişmeye çalışıyordum da, iskeleyi son anda çekivermişti vapur görevlisi. Ben koşuyordum, yetişebilirdim, o bunu görüyordu. İskeleyi çekti de öyle yüzüme bakıp kahkaha attı alaylı, sırf kötülük olsun diye yani. Yani şimdi düşününce bunun gibi daha neler neler, ohoo! Bir çay daha?

Bugün bize yollsaydı bu mektubu, derdini tertemiz anlatması, ayrıca şikâyetinin haklılığı nedeniyle hemen yayına alırdık, çünkü insanları tahkire ne sebep vardır, sahiden?


Okuyucunun şikâyetleri köşesinden bir zaman devam edelim mi? İstanbulluların başka başka dertlerini de görelim. Devamı yakında (diyerek sözümü de vermiş olayım)

Fotoğrafı şurada buldum, Ağustos 1929 tarihli olduğu yazılmış, emin olamamakla beraber yine de kullanıyorum.

(*) Her şeyin tesellisini çayda aramak! Yanıbaşında beş kilo çay kaynıyor yazarın.

5Harfliler

Garip bir Hadise ve Sorular Sorular…

Zaman gazetesinde 27 Eylül 1934’te yayınlanmış aşağıdaki haber.

“Borda tuhaf ve esrarengiz bir hadise olmuştur. Burada zahire pazarında oturan muhacir Abbas ağanın evinde bütün eşyalar sabaha kadar kendi kendilerine zıp zıp sıçramışlar ve camları kırarak birer birer sokağa düşmüşlerdir. Abbas ağa ve ailesi korkarak evden çıkmışlar fakat bu hareket sabaha kadar herkesin gözü önünde devam etmiştir. Hatta mahzendeki büyük ve dolu pekmez küpü bile sıçraya sıçraya evin ikinci katına çıkmıştır. Alâkadar memurlar tahkikat yapmışlar fakat müsbet (?) bir neticeye varamamışlardır. Hadisenin mahiyeti çok merak edilmektedir.”

Haber bu kadar, bitti; fakat bizi de çok soruyla başbaşa bıraktı değil mi? Şimdi emojilerle de hislerimizi ifade edebildiğimizden, diyebilirim ki haberi okuduğumdan beri şu en beğendiğim emojilerden birindeki gibi halim:

Screen Shot 2018-08-27 at 9.50.12 PM

Basın Yayın okullarında, gazetecilik tarihimiz anlatılırken bunlara da yer veriliyor mu bilmiyorum. 1930’lar Türkiyesinde yapılan gazeteciliğin böyle delice bir hali var. Daha evvel de türlü bahanelerle buna benzer haberleri muhtelif yerlerde yayınladım. En çarpıcı örneklerinden biri de Kartal Ebesi Besime‘ydi hatta.

Şimdi bu haber hakkında biraz düşünelim mi?

Deprem olmuş olabilir mi? Yani kısa bir süreliğine deprem olmuş ama o süre, evdekilere ve mahalleliye olduğundan çok ama çok ama çok daha uzun gelmiş? Fakat o zaman pekmez küpünün ikinci kata çıkmasını nasıl açıklayacağız? Evde çok sinirlenen birisi eşyaları tutup birer birer aşağı atmış olabilir, fakat bu kez de pekmez küpü engeline takılıyoruz.

Ya peki tahkikat? Tahkikat nasıl yapılmış olabilir sahi?

Bor’da yaşanan bu hadise İstanbul gazetelerinden birine kadar yansımış, “garip”likte bölge sınırlarını aşmış diyebiliriz. Peki bu bize bir şeyler anlatıyor mu? Bor’dan diyelim ki telefonla iletilmiş İstanbul’a haber, yani haber metni ne yazık ki bunu belirtmiyor, ama biz öyle varsayalım. Eşyalardan biri diyelim ki kaydı düştü, işte o an kayma esnasında hayal güçleri devreye girmiş, onları evin içinde yürütür, camdan atlar, ve hatta mahzenden de ikinci kata çıkarmış olabilir mi (çünkü pekmez küpünün nesi eksik)? Oradan mahalleye, oradan yerel gazeteye, yerelden ulusal basına kadar eşyalar zıp zıp sıçrar hale gelivermiş olamaz mı? Bor’da canı çok sıkılmış bir gazeteci bu haberi “bakalım İstanbul’dakiler yutacak mı bunu?” diyerek yazmış, yollamış olabilir mi peki? (Haberin yayınladığını gördüğünde, şakada çok ileri gitmiş olduğunu düşünmüş ve biraz utanmış mıdır?) Bilmiyorum ki, daha başka ne olabilir?

Bu kısacık haber bir hikaye aslında, bir olayı anlatıyor, ve okuyucuyu da merakla sarıp sarmalıyor, sonuna kadar okutuyor kendisini, arkasında sorular bırakıyor. Bir hikayede daha ne olsun zaten? Bir tür geleneğin temsilcisi gibi diğer yandan, memlekete has bir tür hikaye anlatıcılığı geleneğinin izlerini de taşıyor: İnanç, merak, korku ve tekinsizlik, belki alt metinde biraz cinler periler? Öyle mi?

Haberin tam metnini de aşağıya ekliyor, okuyucuların tahminlerini, yorumlarını da bekliyorum.

Screen Shot 2018-08-27 at 9.44.15 PM