Etiket arşivi: FATMA GİRİK

Dev Buluşma 1: Gelin Ferdi’ye bir İyilik Edelim

Dev Buluşmalar’a başladığımda 5Harfliler henüz bir nüveydi, yazılar hızla birikiyordu bir yanda. O günlerde yüksek lisans tezimi yazıyordum ve tez yazma işinden kaçmak için bulabildiğim her türlü yola başvuruyordum. 1960’larda çekilmiş filmleri seyretmek sevdası bu dönemde başladı, gerisi de geldi. İki kadın arasındaki bu konuşmanın başlıbaşına bir “yazı malzemesi” olduğunu daha seyrederken fark ettiğimi hatırlıyorum. Bugüne kadar sekiz buluşma yayınlanmışım, bir o kadarı da hazırda bekliyor uzun zamandır. Şimdi bunlar bir kitap oluyor. Muhtelif karşılaşmalar, müzakereler, anlaşmalar üzerinden erkeklerin hayatlarına dahil olmanın ötesinde bir türlü varlık gösteremeyen kadınların aldıkları pozisyonlara bakıyor, ahvalimiz neymiş biraz anlıyoruz, biraz da için için ağlıyoruz. Bu aşağıdaki ilk buluşmaydı. Annemin mutfak masasına iliştiğim, harıl harıl kelimeleri dizdiğim, annemin ne yapıyorsun sorusuna “Çok saçma bir şey” dediğim anı da çok iyi hatırlıyorum. O da gülümsemişti.


Bu konuşma Ertem Eğilmez’in 1966 tarihli “Ben Bir Sokak Kadınıyım” filminde Ferdi’nin annesi ve sevgilisi arasında geçiyor. Bazı kelimeleri büyüttüm.

Screen Shot 2017-05-08 at 10.18.47 PM

-Afedersiniz rahatsız ettim.
-Yo hayır. Bir arzunuz mu var?
-Ben Ferdi’nin annesiyim.
-Öyle mi? Hoş geldiniz. Ferdi balığa çıktı ama gelir neredeyse. Haberimiz olsaydı…
-Böyle daha iyi. Ben daha çok sizi görmek için geldim.
-Teşekkür ederim ben de sizi görmeyi çok istiyordum. Ziyaretiniz gelmek benim de…
-Eee ziyarete değil, sizinle konuşmaya geldim.
-Ah evet. Buyurmaz mısınız?

(Otururlar)

-Evet
-Takdir edersiniz ki bu durumda söze başlamak bir ANNE için güçtür. Zor da olsa vazifemi yerine getirmek isterim. Sizin gibi bir “hanım”ın hayatına karışmak bana düşmez, ama oğlum bahis konusu olunca…
-Evet sizi dinliyorum.
-Anlatabiliyorum değil mi? Sonu olmayan bu yolda ne zaman döneceğinizi, oğlumu ne zaman rahat bırakacağınızı sormak istedim.

(Ayağa kalkar)

-Oğlunuzu hiç bir zaman rahatsız etmedim.Tuttuğumuz yolun sonu olup olmadığına da zannederim biz karar veririz.
-Aslında öyledir tabi, fakat geçici bir heves uğruna bir ERKEĞİN istikbalini BALTALAMAK bilmem ne derece YAKIŞIK alır?
-Yanılıyorsunuz! Geçici bir heves değil bu. İşin ORAYA varmaması için, kendimle çok mücadele ettim. Ondan kaçmaya, hislerimi içime gömmeye uğraştım, ama olmadı. Lütfen anlayın, inanın ve kınamayın beni. Sınırsız bir iyi niyetim var. Onun için yaşıyorum. Onu mesud edeceğim. Bunu istemez misiniz?
-İsterim ama KİM OLDUĞUNUZU düşündünüz mü hiç? Bir anne olsaydınız siz de sorardınız aynı suali. Siz de oğlunuzun kolunda bir hayat arkadaşı görmek isterdiniz.Mazisi ailenizi UTANDIRMAYACAK, soyadınızı taşımaya layık bir kız. “Bu benim gelinimdir, bu benim torunlarımın anasıdır” diyebileceğiniz bir AİLE KIZI. Bunlar benim de hakkım değil mi?
-Kendi payınıza haklısınız.
-Kendi payıma, kendi yararıma gelmedim buraya. OĞLUMU düşünüyorum. Onu seviyorsanız sizin de benim gibi bunları düşünmenizi rica ederim.
-Düşünemem, seviyorum. Ölesiye seviyorum onu.
-Sizi anlıyorum. Beni hissiz bir kadın zannetmeyin. Seven bir insana saygı duymasını bilirim. Ama iyi düşünün! Aşk sadece bencillik değildir.AŞK BİR FEDAKÂRLIKLA ELELE VERDİĞİ ZAMAN ULVİ BİR HİS OLUR.
-Benden fedakârlık mı bekliyorsunuz?
-Onu seviyorsanız eğer…
-Hem de nasıl! Dünyada bir başka kadının sevemeyeceği kadar.
-Bunu en iyi ben anlarım. Ben de onu bu dünyada başka bir kadının sevemeyeceği kadar seven insanım: ANNESİYİM. Gelin sizinle elele verip ona iyilik edelim.
-Onun iyiliği için her şeye razıyım.
-Teşekkür ederim. O halde hemen burdan gidin. Öyle lazım.
-Peki! Buradan gideceğim. Veda bile etmeden gideceğim.
-Ama peşinize düşecek, sizi kolay kolay bırakmayacak.
-Bırakacak, bunun için elimden geleni yapacağım.
-Sözünüze güvenmek isterdim.
-Güvenin efendim. Torunlarınızı annesi olamayacak bir kadının sözü değil bu, seven bir kadının sözü. Bu bitecek. Hem öyle bir bitecek ki, bir daha beni aramak şöyle dursun, ölsem mezarıma gelmeyecek.
-Buraya ümitsizlik içinde gelmiştim. Karşımda sizin kadar ASİL RUHLU BİR KIZ bulacağımı aklıma bile getirmezdim. Şey… Sizi öpebilir miyim?
-Tabi

Screen Shot 2017-05-08 at 10.22.10 PM

Ayhan Işık Matematiği ya da “Öp Annenin Elini” (1964)

Bir kaç sene olmuş, başlığı “Ayhan Işık Matematiği” bir video sosyal ortamlarda paylaşılalı. Bu kısacık videoda Ayhan Işık, sekreterini evlere şenlik gerekçelerle işten çıkarıyor. Aralarında şu konuşma geçiyor:

-Ama o kadar güzelsiniz ki, bu güzelliğiniz benim için çok mukaddes olan çalışma prensiplerimi incitiyor küçük hanım. Sevimlisiniz, naziksiniz, çok güzel kokuyorsunuz. Her dakikamın bir saniyesini sizin cazibenize feda etmek zorunda kalıyorum. Sekiz saatlik mesaide sekiz dakika, Ayda dört, senede kırk sekiz saat eder. E yani siz benim senede tam altı çalışma günümü çalıyorsunuz demektir. Böyle bir şeye hakkınız var mı? Sadece bir kadın olarak işe yararsınız küçük hanım.

-Bu o kadar fena bir şey mi?

-Beni ilgilendirmez. Kadınlar günde en çok bir saat işe yararlar, o da her zaman değil! Halbuki bir memur olarak günde size on saat ihtiyacım var. Lütfen personele uğrayın. girişinizi kessinler.

-Ama Tarık Bey…

-Rica ederim, vakit kaybetmeyelim.

Screen Shot 2017-05-02 at 1.07.53 PM
 Kovulan sekreter Gönül’ün hayalkırıklığı

Türkçe internetlerde kaynak belirtme alışkanlığı hiç olmadğından bu konuşmanın hangi filmde geçtiğini bulmam biraz zaman aldı. 1964’te yönetmenliğini Memduh Ün’ün yaptığı Öp Annenin Elini isimli filmden imiş bu sahne. Fakat, filmin en çarpıcı sahnesi bu değil, seyredince ortaya çıktı. Ayhan Işık, bu konuşmada yaptığı zaman kaybı hesabını bir hayat düsturu edinmiş Tarık Baç isimli bir iş adamı rolünde. Aslında soyadı Babaçzade olmasına rağmen, zaman kaybını önlemek maksadıyla soyadını Baç’a çevirmiş.

“Tahsilini Almanya’da tamamlamış, Wagner müziğine hayran, bütün hayatını ve iş düzenin tam bir Alman mekanizmi içinde yürüten” Tarık Baç, her gece ikiye dek çalışan, babasının alaturkalığına, oğlunun Amerikanvari heveslerine tahammül edemeyen, etrafındakilere göz açtırmayan birisi.

Kovulan sekreterin yerine gelen ve Fatma Girik’in oynadığı Aynur Akay ise daha da enteresan bir karakter. On parmağında on marifet bir sekreter olarak, bütün Baç ailesinin hayatına çeki düzen verme işini üstüne alıyor. Aslında içten içe gönlünü kazanmaya çalıştığıTarık Baç’ın sevgilisi değil, annesi oluveriyor bir anda. Buna kendi de şaşkın. Nitekim film, adını bu tuhaflıktan alıyor.

Screen Shot 2017-05-02 at 1.08.06 PM
Kaşlar konusunda kendisine kötülük yapmak isteyen birinden tavsiye almış bir Fatma Girik.

Fatma Girik’in oynadığı Aynur Akay karakterinin, patroununa (ve seyredenlere) en büyük sürprizi ise mükemmel Japonca konuşması. Aslen Doğu Türkistanlı olan Aynur, meğer orta okulu da Japonya’da bitirmiş. Film boyunca devam eden Japonlarla iş ortaklığı meselesinde, patronuna gizli gizli çeviri yapıyor. Arabasıyla kendisini eve bırakan Tarık Baç’a Japonca bir şiirlerle sesleniyor. Şiirin Japoncasını size yazacak değilim, ama Aynur Akay’ın ağzından Türkçesini aktarabilirim.

Kiraz çiçek açınca geleceksin
Alıp götüreceksin beni
Kirazlar Nisanda çiçek açar
Dağlar karlıdır, ovalar yeşil
Biz ağaçların altında geçip gideceğiz

Bir tuhafiye dükkânını aratmayacak tuhaflıklar ve sürprizlere dolu bu filmi, şuradan seyredebilirsiniz. Son olarak filmin esas incisi Tarık Baç’ın babası rolündeki Hulusi Kentmen’den bahsetmeden geçmek olmaz. Sevenleri gözünden tanıyan, bütün dağınık hkâyelerin toplayıcısı, dünyanın bütün şefkat ve merhametini kocaman gövdesinde toplamış Kentmen, oğlunu dövmek üzere boks eldivenlerini giyerken ona “zayıf gördüğün her insanın güçlü bir tarafı olduğunu unutma” diyor. Onca şefkate rağmen, Kentmen’in kaç filminde oğul dövdüğünü saysak zannediyorum sonuç çok çıkacak. O da başka bir yazının konusu olsun.