Kategoriler
GİFLER TRT ARŞİV

Kapı

Ajda 1978’de konuk olduğu Alman televizyonunda, Fransızca söylediği şarkının sonlarına doğru kapıya yöneliyor… Güle güle Ajda, hatta bir nevi el-veda! Bir daha görüşecek miyiz belli değil!

TRT, Zaman Zaman İçinde, 12 Bölüm, 1978.

Kategoriler
HAYALİ KADIN KAHRAMANLAR ANSİKLOPEDİSİ

Turna

Turna, senaryo ve yönetmenliği Tevfik Başer’e ait 1986 yapımı 40 Metrekare Almanya filminde yaşamış, Özay Fecht tarafından canlandırılmıştır.

Turna, babası tarafından 500 milyon başlık parası karşılığında, Almanya’da bir fabrikada işçi olarak çalışan Dursun ile evlendirilir. Almanya’ya yaşayacağı için başlangıçta heyecan duyan Turna’nın, mavi renkli bir kapıdan geçip yeni evine girdiğinde duyduğu ilk ses bir saatin alarm sesidir. Bu evde duyacağı son ses de, yine bu ses olur.

Balkonu, televizyonu, radyosu olmayan yeni evinin yerlerini temizlerken bir gün, kapının üzerine kilitlenmiş olduğunu fark eden Turna, film boyunca sadece bu küçük evin muhtelif odalarında görünür. Dantel örer, bavulları, sandıkları açar, aynalara mor örtüler serer, yemek yapar, camdan bakar, uyur, eşyaları yerleştirir, leğende çamaşır yıkar, odalardan birinde gerili iplere çamaşır asar ve sık sık aynalara bakar. Görebildiği tek insan karşı evin penceresinde, ona bebeğini gösteren bir kız çocuğudur. Bu, Turna’nın dış dünyayla kurabildiği tek iletişimdir.

Turna’nın pencereden gördükleri de sınırldır. Oturdukları evin camından karşı apartman ve bir aralıktan da bir sokak köşesi görünür. Top oynayan çocukları, sokağın köşesindeki bir kadını, geçen insanları, arabaları, yağmuru, karşı balkonda saçları yeşile boyalı Almanları görür. Çan, ambulans, kuş sesleri ve Türkçe bir şarkı duyar. Kocasına göre Turna, tarlaya çapaya gitmeyerek, elini boka tezeğe değdirmeyerek ulaşabileceği en rahat hayata zaten sahip olmuştur. Bundan fazlası “rahatın kıça batması”dır.

Turna’yı seyretmek müthiş zordur ve hikâyesi Almanya’da Türk olmak meselesinin çok ötesindedir. Turna’nın hayatı üzerindeki kalın örtü bir kaç kattır. Önce kadın olduğu içim, sonra çocuk doğurmadığından, üstüne bir de Almanya’da olduğu için kıpırdayamaz. İzleyici için Turna ile ilgili başka bir zorluk da, hikâyenin sonunda ona ne olduğunu hiç bilemeyecek olmaktır.

Akılda kalan sözleri
-Dursun, dönmedolap ne kadar yüksek?
-Almanlar şöyle, Almanlar böyle diyorsun da onlar da Allah’ın kulu. Ne ederler ki adama?
-Ne bileyim yeni yılı? Dört duvar arasında adımı bile unuttum.

Screen-Shot-2015-07-15-at-11.19.54-PM

5Harfliler

Kategoriler
5HARFLİLER YAZILAR ŞARKI

Almanya Dönüşü: Herkes Zehra Değil ki…

“Almanya Dönüşü,” zannediyorum 1970′lerde seslendirilmiş bir şarkı. Söyleyeni Zehra Sabah’ı da bu şarkıyı dinleyene dek bilmez, tanımaz idim. Anlaşılan o ki, belli bir çevrede bilinen, sevilen bir şarkıcı Sabah. Çok sayıda şarkısına, kolayca ulaşmak mümkün. Yalnız “Almanya Dönüşü”nü söylediği diğer şarkılardan ayıran bir özellik var: Almanya’ya giden ve bir daha da kendisinden haber alınamayan çocuklarının babası, sevdiği Ahmet’e söylüyor bu şarkıyı Sabah. Yani aslında, bu duruma düşmüş çok sayıda kadının sesine ses oluyor. Bir tren sesiyle başlayan şarkı, Ahmet’in eve gitmesi, Zehra ile ilk karşılaşması ve aralarında geçen nahoş konuşma ile başlıyor. Bütün sözler tam olarak şöyle:

Tren düdüğü ve anons: Dikkat dikkat. Almanya’dan gelen yolcular gümrük muayenesine.
Ahmet: Çek şoför kardeş, kaç senedir hasretim. Beni evime götür.
Araba motoru sesi ve zil çalar:
Zehra-Hi! Ahmet Sen misin?
-Ben geldim Zehra.
-Ne yüzle geldin?
-Zehra ne olursun. Ben suçumu anladım. Yüzüme vurma.
Bir çocuk sesi-Anne, anneciğim. Bu amca kim?
-Kim mi kızım? Almanya’ya gidip bizi yıllar yılı süründüren, herkese muhtaç ettiren. Vicdansız, gaddar baban yavrum, baban!

Ve şarkı başlar:

“Hani ne söz vermiştin giderken Almanya’ya, utanmadı mı beni yıllarca kandırmaya? Gider gitmez ilk işin istetmek olacaktı, hani çocuğumuza annengil bakacaktı? Almanya’ya varınca hepimizi unuttun, Almanya’ya varınca eşi dostu unuttun, her mektupta bir yalan aklın sıra uyuttun. Çocukların büyüdü “babam nerde?” dediler, sen zevkinde sefanda sormadın ne yediler. Almanya’ya varınca bir sevgili bulmuşsun, Almanya’ya varınca bir şırfıntı bulmuşsun, kazandığın parayı har vurup savurmuşsun. Nerde hayal ettiğin ettiğin tomar tomar paralar, hani nerde o katlar, nerde o arabalar? Yar mı olur sana Almanın sarışını, yar mı olur sana Almanın şırfıntısı, şimdi bana yalvarma yaktın kendi başını. Sonunda Alman kızı vurmuş sana tekmeyi. Herkes Zehra değil ki bilsin azap çekmeyi, herkes Zehra değil ki bilsin çile çekmeyi.”

Ahmet- Allahaşına Zehra. Kahrettiğin yeter artık. Ben de en az senin kadar çektim. Yine de üç beş kuruş getirdim. Beni affet ne olursun. Bundan sonraki hayatmıza bakalım.

-Madem ki sen hatanı anladın. Ben seni çoktan affettim. Durma gel sarılalım benim canım Ahmetim.

Dinlemek isteyenler içinse şarkı şöyle:

Bu şarkı, bazı bakımlardan çok ilginç. İlk olarak, bu yazının başında bahsettiğim Almanya’ya göçün etkilediği hayatlardan bir kesit alıyor aslında. Daha da önemlisi, aslında şarkı bu minval üzre oluşmuş bir tarzın en çarpıcı örneklerinden biri. Çoğu 1970′lerde yapılmış, yol gözleyen ya da yol gözlemekten vazgeçmiş kadınların dilinden Almanya’daki “hayırsız”a yakılmış şarkıların sayısı azımsanmayacak denli çok. Diğer yandan duyguların bu denli dolambaçsız aktarıldığı bir şarkıyı uzun zamandır da dinlememiştim. Zehra Sabah’ı sevenler, bazı mecralarda, ondan “şırfıntı” kelimesini duymaktan ne denli rahatsız olduklarını belirtmişler, çünkü, hanımefendiler böyle kelimeleri asla kullanmazlar malumunuz! Şarkının bitişinde, Ahmet’in getirdiği üç, beş kuruşun altını çizerek af dilemesi ve peşisıra affedilmesi, bahsi geçen katlar ve yatlar Zehra ile ilgili birtakım altmetinler içeriyor gibi görünüyor. Diğer yandan, anlaşılan Zehra ve Ahmet aslında evli değiller, çünkü çocuklara Ahmet’in annesigil değil, bizzat Zehra’nın kendisi bakıyor. Ve şarkının sonundaki “medeniyetler çatışması”na ne demeli? Sonunda Ahmet’e tekmeyi vuran Alman kızı karşısına Zehra kendisini, azap ve çile çekebilmek hasletleriyle koyuyor. Ne kadar tanıdık değil mi?



*Yazının görüntüsü şu siteden. 1965’te Dortmund’a varan Türk işilerini gösteren fotoğraf Hans Rudolf’un “Tief im Westen” kitabından yer alıyor.

**Şarkıdan haberdar olmamı sağlayan Eylem’e teşekkür ederim

5harfliler