Röportaj: Keçiyi Koyundan Ayırmak

ABD Ulusal Radyosu’nun web sitesinde yayın yapan bir blog var, adı Keçiler ve Soda (Goats and Soda)Blog genel olarak dünyamızın kaynaklarının nasıl kullanıldığını, daha doğrusu nasıl heder edildiğini işliyor. Burada, dünya keçi nüfusuna ve keçilerin bakımlarına dair bir makale yayınlamışlar bir zaman evvel. Makalenin başlığı: “Keçinizin Mutlu Olduğunu Nasıl Anlardınız? Artık Biliyoruz.”

Makalede yukarıda gördüğünüz fotoğrafı kullanıyorlar. Yakın plandan bir “keçi” fotoğrafı. Daha doğrusu, sitenin fotoğraf editörü, haberin yazarı ve nasıl oluyor bilmiyorum ama fotoğrafı çeken de bunun bir keçi olduğunu düşünüyor. Yazı yayınlandıktan sonra fotoğrafın çekildiği Senegal’deki muhabirlerinden bir e-posta geliyor: Arkadaşlar bu keçi değil ki, BU BİR KOYUN!

Tabi herkes utanç içinde. Adında keçiler olan bir blogun editörü zor durumda ve durumu düzeltmek için akıllıca bir hamle yapıyor: Konunun uzmanıyla yapılan kısacık bir röportaj. İşte bu çok sevimli röportajı paylaşıyorum sizinle. Uzman, İskoçya’da bir okuldan, hayvan davranışları üzerine çalışan ve son yirmi senesini koyunlarla ilgili araştırmalarda geçirmiş Cathy Dwyer.

Açıkçası ben de fotoğrafa bakar bakmaz bunun bir koyun olduğunu görebiliyorum, ama meseleyi bildikten sonra anlamak daha kolay belki. Sizde durumlar nedir acaba? Bir yandan da keçiyi koyundan ayırmaya alışmak bana şu anda dünyanın en eğlenceli işi gibi geliyor (çünkü ben bu çeviriyi yaparken bir yandan da Türk televizyonlarından birinde ömür törpüsü bir siyasi tartışmayı seyrediyordum ve bu röportaja adeta sığındım).

Buyrun, başlıyoruz:

Marc Silver: Kendimi aptal gibi hissediyorum. Adı Keçiler ve Soda olan bir blogun editörüyüm ve keçiyi koyundan ayıramıyorum.

Cathy DwyerZorluğu anlayabiliyorum. Ele veren genelde kuyruktur. Koyunların kuyruğu her zaman aşağı doğrudur, keçilerin yukarıya. Ama bu fotoğrafta sadece yüz var tabi.

MS: Radyonun kütüphanesindekiler Senegal’de adı djallonke olan ve tıpkı keçiye benzeyen bir koyun olduğunu buldu. Fotoğrafı ilk gördüğünde keçi mi koyun olduğunu anlayabilir miydin?

CD:  Muhtemelen koyun olduğunu söylerdim. Ama nedenini söylemekte zorlanıyorum. Kulaklarla ilgili birşey olabilir, hatta kulakların pozisyonu sadece. Koyunlarda, keçilerde olduğundan biraz daha aşağı sarkıyor kulaklar. Ama söylemesi zor.

MS: Bunu duymak iyi geldi. Bazıları keçilerin koyunlardan daha kişilikli olduğunu söylüyor. Bu doğru mu? Yani, demek istediğim koyunlar, bilirsin işte koyun, bir anlamda pasif ve diğer koyunlarla mı takılıyor?

CD: Keçiler ve koyunlar farklı konumdadır. Bir koyun esas olarak otlayıcıdır, keçi ise etrafı tarar. Keçiler her zaman bir şeyler arar ve zamanlarının çoğunu böyle geçirirler. Her zaman bir şeyler çiğner, bir şeyler yerler. Yani beslenme alışkanlıkları sayesinde keçiler daha keşifçidir. Çevreyle sürekli etkileşim halindedirler ve çok da sevimlidirler. Bu yüzden insanlar onların koyunlardan daha akıllı, kişilikli olduklarını düşünür. Koyun gibi otlayıcı bir hayvan ise kafası öne eğik, zamanın çoğunu çimen yiyerek geçirir Bu insanlar için çok daha az ilgi çekici tabi.

MS: Yani koyunlar sıkıcı mı?

CD: Bazıları çok ürkek ve çekingendir. Bazılarıysa çok cesur. Her ne kadar yünden pofuduk şeylermiş gibi görünseler de, bir koyun size karşı korkusunu yenmeyegörsün, çok cüretkâr ve kendinden emin olabilir.

MS: Koyunlar başı çekmek yerine, yandaşlık mı yapıyor hep?

CD: Hayatta kalmış bir koyunsan, bu yırtıcılardan kaçınabildiğin içindir. Bunu yapabilmenin yolu diğer koyunlarla bir arada kalmaktır ve senden daha güçlü olanın takipçisi olmak hayatta kalmanın iyi bir yoludur.

MS: Bahse varım bir keçi bir koyunu yener.

CD: Ben sadece bir çalışma hatırlıyorum keçiler ve koyunlar arasındaki kavgayla ilgili. Bir keçi kavga etmek istediğinde arka ayaklarının üstünde yükselir, böylece koyun keçiyi karnından vurur ve koyun kazanır.

MS: Gelişen dünyada hangisini yetiştirmek daha kolay?

CD: Galiba koyun derdim. Koyunlar keçilerden daha dayanıklı, yani aynı koşullarda hayatta kalmaları daha mümkündür. Keçiler özellikle soğuk havaya, bakteri enfeksiyonlarına ve virüslere biraz daha hassastır.

MS: Peki ya sıcak iklimlerde? Kim daha üstün?

CD: Sıcak ve kuru iklimde her ikisi de iyidir. Sıcak ve nemli iklimlerde keçiler koyunlardan iyidir. Soluklanarak ya da gölgede durarak sıcağı dağıtmak koyunlar için postları yüzünden daha zordur.

MS: Keçi mi koyun mu münazarasında söylenmeye değer başka bir konu var mI? Galiba koyun getirdiği imkânlarla biraz daha tercih edilebilir, yani süt, et, yün.

CD: Moğolistanda koyunlar taşıma için de kullanılıyor.  İnsanlar tuz çıkarıyor ve koyunlar da tuzu taşıyor.

MS: Bir keçi bunu yapar mıydı?

CD: Bir keçinin uzanıp yattığını ve hareket etmeyi reddettiğini hayal edebiliyorum.

Kaynak: “Bu bir Keçi mi, Koyun mu? Düşündüğünüzden Daha Zor” makalesi.

Kanguru Kurtarmak

Geçtiğimiz hafta Edirne Hudut gazetesinde başlığı “Emin Ellerde” olan bir haber ilişti gözüme. Haber bayramın ilk günü yapılan bir ihbarla, Bulgaristan plakalı bir tırın içinde İpsala’ya kadar getirilmiş ve sınırdan kaçak olarak geçirilmeye çalışan bazı hayvanlarla ilgiliydi. Bir kanguru, bir çift siyah kuğu, dört Sibirya kazı ve bir kaç ördekten bahsediyoruz. Bu ihbar üzerine HAYTAP Yaban Hayat grubu hemen harekete geçmiş.

Hudut gazetesinde yayınlanan Ege Sakin imzalı yazıya göre, hayvanların gümrük alanında alınabilmesi de pek kolay olmamış. Yetkililerden hayvanları bulundukları kolilerden çıkarmalarını, gürültü ve ışığın çok olmadığı bir yere almalarını istemişler. “Su verin, insanlardan uzak tutun” demişler. Hayvanları gümrük alanından çıkartmak için gerekenler yapılırken, kazlar ve ördeklerden ölenler olmuş. Kalan sağlar, Enez’de bir çiftliğe emaneten alınmış. Bütün bunlar en başta bahsettiğim makalede ayrıntılarıyla anlatılıyor. Mutlaka bir göz atın. Hayvan kaçakçılığıyla ilgili bazı çarpıcı ayrıntılar da var makalede.

Bu sabah Ege Sakin ile bir telefon görüşmesi yaptık. Basına yansımayan bazı ayntıları paylaştı, sağolsun. Kanguru aslında adı wallaby olan bir çeşit küçük kanguru türünden. Tahminlerine göre bir yaşında bile değilmiş. Sakin’e daha önce hiç kanguru görüp görmediklerini sordum, görmediklerini söyledi. Topladıkları her türden yaprağı yemek olarak veriyorlarmış, o da bol bol yiyormuş. Üzüm, armut ve ayva seviyormuş. Bütün bir gün içinde bir yarım ayvayı bitiriyormuş. HAYTAP sitesinde yer alan haberde bu kangurunun bazı fotoğrafları yayınlanmıştı. Onlarda ürkek göründüğünü söyleyince ben Ege Sakin “basının ilgisi yüzünden öyle olmuş olabilir, bizim evde gayet rahat görünüyor” dedi. Odalardan bir kaçını kendi mekanı bellemiş kanguru, özellikle bir odada zıplayıp duruyormuş. Yani anlaşılan, kanguru iyi durumda.

kanguru4Bütün bu hikayenin bilinmeyen ayrıntıları da şunlar: Kim getirmiş, getirtmiş bu hayvanları? Nerelerden toparlanıp bir tır kasasına, koliler içine konmuşlar? Kanguru Avustralya’dan, kazlar Sibirya’dan geliyor olabilir mi? Bundan sonrasında ne olacak?

Ege Sakin, insanların özel bahçelerinde sergilemek üzere, yaşamalanı Türkiye olmayan bu kanguru gibi türlerin ve egzotik kuşların kaçak şekilde getirtildiğini söyledi. O bir çift siyah kuğu ile ilgili de tahmin yürütmek zor. “Herhalde onlar da birinin bahçesini süsleyecekti” dedi. Şimdilik hayvanların İzmir’deki doğal yaşam parkına nakledilmeleri söz konusu. Ama orda da kanguru yokmuş. “Tek başına mı kalacak orda?” diye sorunca, “belki Antalya’dan yanına arkadaş yollarlar” dedi Ege Sakin.

***

kangBu yazıyı Kasım 2013’te  “Bir Kanguru, Sibirya Kazları, Siyah Kuğular ve Hepsinin Kurtarılma Hikâyesi” başlığıyla yayınlamıştım (oysa şimdi fark ediyorum kurtarılamayanlar da var aslında). Sonrasındaki gelişmeleri de yazayım: Kanguru Ege Sakin’in Enez’deki evinde aylarca kaldı, adı Zıp Zıp konuldu ve uzun bürokratik süreç tamamlandığında İzmir’e yollandı. Bunlar olurken ben Ege Sakin ile bu mesele özelinde, biraz da hayvan hakları genelinde ve Ege Sakin’in yaşantısına dair anılara da yer vererek uzun bir söyleşi yaptım, fakat yayınlamak mümkün olmadı. 4 Ekim Hayvanları Koruma günüymüş, o yüzden buraya aldım yazıyı şimdi, bahsettiğim söyleşiyi de en kısa sürede buraya koyacağım. Bu geçen sene dört sene içinde Ege ile ben arkadaş olduk, geçen yaz en sonunda bizzat da tanıştık Enez’de. Ege Sakin Türkiye’de hayvan kurtarma operasyonlarının en etkin isimlerinden birisi, ondan duymak isteyeceğiniz o kadar çok ve güzel hikaye var ki. Bir de kısa kayıt iliştireyim, bir yemek vaktinden.

Nisan Ayı Köstebek Yuvaları Enginar Dipleri…

İki kısa alıntım var. Saatli Maarif Takvimi’nin 3-4 Nisan 2009 sayfaları arkasından, “Nisan Ayında” başlıklı iki yazı. Nisan ayı içinde bağda, bahçede neler olduğu, yapılması lazım gelen işler anlatılıyor. İki takvim yaprağı arkasında sığacak kadar bilgi, cıvıl cıvıl, kıpır kıpır, hayat, neşe dolu iki kısa metin. Okuyan herkese iyi gelecek, eminim.

Yazının sonuna da birtakım acıklı itiraflar var. Mutlaka yorumlarda buluşalım.

Nisan Ayında

Balıklar: Nisan ayında bütün balıkların ancak haşlaması iyi olur. Meyveler: Şeftali ağaçlarının gereksiz tomurcukları ayıklanır. Tırtıl cinsi böcekler öldürülür. Kiraz, armut, elma, erik, zeytin ağaçlarına aşı vurulur. Çiçekler: Menekşe, şebboy, karanfil, margrit, ayçiçeği, fideliklere kına çiçeği yastıklara dikilir. Kasımpatları çeliklerinin saksıları değiştirilerek, filizleri tırnak ucuyla budanır. Sebzeler: Sebzeye ait bitkilerin tohum veya fidelerinin dikilmesine başlanırsa da fasulye ile hıyar mayısa saklanır. Kıvırcık, top salata, bezelye, turp gibi bitkiler bütün yaz yetmesi için yenilenir. Enginarların kökten süren lifleri kopartılır. Geçen ay ekilenler seyrekleştirilir, çapalanıp samanla örtülür. Tarlalar: Tava gelen topraklarda birinci nadas yapılır. Köstebek yuvaları temizlenir. Patatesler çapalanır. Yeni çayırlar yuvarlanır. Mısır, şeker pancarı, darı ve pamuk ekilir, fide dikilir.

4 Nisan’dan devamla

Bahçıvanlık: Kalem aşısı işi sürdürülür. Sonbaharda yaprak aşısı vurulmuş fidanların aşıdan aşağı kısmında fışkıran tomurcuklarını koparmalıdır. Bu suretle aşılar kuvvetlenir. Her nevi çelik yapmaya devam olunur. Yaprağını dökmeyen ağaçlardan daldırma yapılır. Kökü yerli çiçeklerle karanfiller, krizantemler kökten ayrılıp çoğaltılır. Enginarların dipleri açılır, etrafları çepeçevre 20 santim derinlikte bellenir ve fazla sürgünleri ayrılır. Adi bakla, acı bakla, haşhaş, beyaz patates çapalanır. Adi yer patatesinin dikilmesine son verilir. Hayvanlar: Sütlü ineklere yeşillik verilir. Ahır ve kümesleri havalandırmalı. Tavuklar kuluçkaya yatırılır. Koyunları çiy kalkmadan dışarı çıkarmamalı.”

Devamı 500 sayfayla gelse de bir çırpıda okumak isteyeceğimiz metinler bu kadar. Şimdi itiraflara başlıyorum. Kendi cehaletini açık etmek konusunda şu anda benden daha istekli birini bulamazsınız yeryüzünde.

Şeftalilerin gereksiz tohumlarını nereden anlayacağız? Kiraz ağacına aşıyı nasıl, nereden vuracağız?  Yastıklara çiçek ekmek deyince gözümde hiçbirşey canlanmıyor! Kıvırcığı, turbu nasıl yenileyeyim? Enginarların kökten süren liflerini nasıl ayırt edeyim? Köstebek yuvalarını nasıl temizleyeceğim, onlar temizlesin kendi yuvalarını. Çelik yapmak, daldırmak ne demek? Enginarların diplerini nasıl açacağım? Adi yer patatesi hangisi? Sütsüz inek mi var? Tavuklar kuluçkaya kendi kendilerine yatmıyorlar mı? Koyunlar ne kadar zamandır kapalılar?

Ben bunları neden bilmiyorum? Tek kabahatim şehirde doğmuş, büyümüş, yaşamış olmak mı? Bu denli engin, derinlikli üstelik de hayati bilgilerden nasıl haberim olmaz? Müfredatta bunlar neden yer almıyor? Kafamızın içindeki tüm “memleket gündemi” bilgilerini silip, boşalan yerleri bunlarla dolduramaz mıyız? (Son anda gene bir “gündem” girdi bu yazıya da, olmazsa olmaz!).

Sorularım bu kadar, yorumlarda buluşalım. Sizin bunlara ekleyeceğiniz neler var? Ve bence kadınlar bu bilgileri herkeslerden daha iyi biliyor (tartışma ateşleyici ibare!).

Yazıyı, üç kızına sürekli “yenecek otlar” dersi vermeye çabalayan anneme ithaf ediyorum. “Mazallah başınıza bir iş gelse, dağda, ormanda kalsanız çift kaşarlı tost arayacaksınız” diyordu. Yerden göğe haklı. 


Ana görüntü Gerco
De Ruijter
. Uçurtmaya kamera takarsanız görecekleriniz.

5Harfliler

Bir Ağaç Bir Yıl

Yaban hayatı fotoğraçılığı yapan iki kişi Bruno D’Amicis ve Umberto Esposito. İtalya’nın adı Abruzzo olan milli parkında yaşayan bir kayın ağacını, geçtiğimiz yılın Haziran ayından bu yılın Mayıs’ına kadar görüntülemişler. Kadraja girenler müthiş: Ağacın yanından gelip geçenler, ağaçta sırtını kaşıyanlar, hemen ağacın dibinde durup etrafa tedirgin tedirgin bakanlar, ihtiyaç giderenler, kamerayı kaplayacak denli büyükler… Bir tür  geçit resmi. Gördüğümüz hayvanların tek bir ortak özelliği var yalnız, ya da bana öyle geliyor: Herkes çok meşgul! Tilkiler, kurtlar, yaban domuzları, ayılar, bir rakun, yazının ana görüntüsünde gördüğünüz erkek geyik yavrusu, yetişkin geyikler…

Neden 2 dakika 47 saniye ile kesmişler videoyu bilemedim. Bir senelik kaydı yayınlasalar seyrederdik. Benim videoyu gördüğüm sitede yer alan kısa yazıyı da çarpıcı bir cümle ile bitirmişlerdi:  Dünyanın bizsiz de devam edeceğine dair dingin bir hatırlatma.

Videonun türlü türlü halleri vardı İnternet’te pek çok yerde, ben sizin için müziksiz olanı seçtim. Şarkılara, türkülere ne hacet? Patilerin, pençelerin, toynakların karda, baharda toprağa bastıkça çıkardığı hışır hışır sesler en güzel müzik zaten bu video için.

Projenin web sitesi şurada ve İtalyanca.


5Harfliler