Kategoriler
ÜSKÜDAR İSTANBUL FOTOĞRAF YAZILAR İSTANBUL

Sayım Günü (Listeli Yazı)

“Sayım günü Eminönü tramvay bekleme yeri” yazıyor fotoğrafın arkasında. Tarihi belli değil, ama fotoğraf çok güzel.

Bir şehrin nasıl da boş olduğunu göstermek için akla ilk gelen yerler duraklar, sokaklar, yollar, köprüler, parklar… Hepsi boş, bomboş.

Ben hatırlıyorum bu sayım günü sokaktaki o garip içi boşalmışlığı ve bunun karşısında evlerde saatler mertebesinde biriken enerjiyi. Patlamaya hazır, bir çeşit saatli bomba gibi. Saat beşte patlayacak, yasağın bitişiyle.  Bu yasağı yaşamış hemen herkesin zihnine doluşuyor eminim bu fotoğrafı görünce, o eve tıkılmışlıkla ilgili anılar. Liste yapıyorum hatta, (çünkü insanın kendi bloguna yazması böyle bir serbestlik, istediğini yapabiliyorsun):

-Sabah erken kalkış (çünkü sayım memuru uykuda yakalamasın!)
-Kahvaltı ve üç saat sürecek çay keyfi.
-Televizyonda eğlence programları (hiç de eğlenmiyoruz).
-Ablayla kavga (listemiz çok kişisel).
-Anneye şikâyet.
-Anne evde lahmacun yapmaya kalkmış, kimseyi dinleyecek durumda değil.
-Sobanın üstünde öten çaydanlık (çünkü hava soğuk)
-Sayfalara kendini gömerek kitap okuyan diğer abla.
-Pencereden dışarıya bakış.
-Pencereden görünenler – alt liste:
-Evin arkasındaki boş top sahası
-Top sahasının arkasındaki boş yol
-Boş bahçeler, bahçe duvarı üstünde bir kedi uyukluyor, kafası bomboş.
-Karşı apartmanın giriş katında kepenkleri kapalı bakkal,
-Bakkalın kapısı önündeki boş şişe kasaları.
-Yan apartmanın en üst katında pencereden el sallayan arkadaş.
-Top sahasının tam ortasından bizim eve yaklaşan bir adam, elinde bir çanta.
-Anneye haber veriş, sayım memuru geliyor.
-Anne, lahmacun hamuruyla boğuşma halinde.
-Pencereden bakış.
-Memur yan apartmana girdi.
-Soba üstüne dizilmiş mandalina kabukları
-Parende denemeleri.
-Yastıkları yere dizerek atılan üç takla, beş takla.
-Yastıkları kaldırın emri.
-Televizyonun kapanışı, çünkü sayım memuru bizim apartmana girdi. Saat 1.
-Abla kitabı elinden bırakıyor, üzgün. Adı Jo mu ne, birisi parasızlıktan saçlarını satmış (Küçük Kadınlar)
-Anne üstünü değiştirdi, çünkü kıyafeti un içindeydi.
-Sağ el baş parmağı tupturuncu, iki kilo mandalina yenmiş.
-Abladan yorum: Ben kendimi saydırmayacağım, böyle şeylere karşıyım.
-Anneden cevap: Böyle söyle memura da.
-Zil çaldı, heyecan dorukta.
-Memur genç bir adam, ince bıyıkları, takım elbisesi, şapkası ve çantası var. İçeriye buyur edildi.
-Ablam memurun devleti temsilen geldiğini söylemişti geçen hafta, demek devlet bu adam.
-Memur salondaki masaya oturdu, örtünün kaldırılmasını istedi.
-Anne: Örtünün üstünde yazabilirsiniz.
-Kaldırırsanız daha rahat edeceğim.
-Kaldır kızım!
-Defter açıldı.
-Hepimiz ayaktayız.
-İç ses: Babam yok evde, babamı sayılmayacak mı?
-İç ses: Babam evde olmadığına göre yasağa uymamış oldu.
-İç ses: Babam tutuklanacak mı?
-İç ses: Tutuklanmak iki sene önce sandığın gibi bir çeşit tutkalla bir yere yapıştırılmak değil. Bunu abla öğretti, abla çok süper birisi.
-İsimlerimizi söyledik.
-Küçük hanım yaşınız kaç?
-Annesinin eteğine yapışıp, arkasına saklanıyor.
-Gülüşmeler.
-Anneden yanıt: Yedi.
-Devletin şapkası da ne kadar büyükmüş.
-Bıyıkları da komik.
-Abla yaşının 14 olduğunu söylüyor (oh, cevap veriyor).
-Diğer abla 16 dedi (üzgün, canı sıkkın, suratı hala asık).
-Babamız yok şu an burada.
-Kalbim güm güm güm atıyor, babam tutuklanacak mı?
-Memur diğer sorulara geçti.
-Memur defterini kapadı, toparlanıyor.
-Memur sandalyesinden kalktı.
-Memur gidiyor.
-Annesinin arkasından çıkarak, çekingen: Kedileri de sayıyor musunuz, duvarda var bir tane.
-Gülüşmeler.
-Memur: Sen mandalinayı çok mu seviyorsun?
-Parmaklarını saklıyor.
-Memur evden çıktı, karşı dairenin zilini çaldı.
-Kapı kapandı, herkes rahatladı.
-Ablayla anne mutfağa gitti, diğer abla kitabına döndü, yastıklar tekrar yere taşındı.
-Takla, parende…
-Saat geçmek bilmiyor…
-Saçımızı satsak kim alır ki?
-Saat 3. Lahmacunlar pişti, masaya getirildi. Açlıktan ölüyorız.
-Pencereden bakış, -alt liste.
-Top sahasında beş çocuk.
-Top sahasının arkasındaki yol boş.
-Bakkalın kepenkleri kapalı.
-Bakkalın olduğu apartmanın kapısında bir kadın var, etrafa bakıyor.
-Bisikletle bir çocuk yaklaşıyor top oynayanlara.
-Karşı pencereden el sallayan arkadaş: “Aşağı gelsene.”
-Dışarı çıkabilir miyim?
-Çık.
-Ya tutuklanırsam?
-Çocukları tutkallamlazlar, merak etme.
Ablaya bakıp gülümsüyor.

Saat beş, yasak bitti, eve geri dönüş, hava karardı, gün bitti.


Fotoğrafın kaynağı: Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği, Taha Toros Arşivi.

Kategoriler
ÜSKÜDAR İSTANBUL YAZILAR

Bizim Olmayan Evler

“Gittiğimiz evlerin çoğu sobalı olduğundan galiba, bazı kapılar hep kapalı. Bir kapı kapalı olunca benim çocukluğuma bir haller oluyor, kapalı kapıların ardını delice merak ediyorum. Sohbetin koyulaştığı, büyüklere görünmez hale geldiğim bir anda mutlaka bu kapıların önünde beliriyorum. Açsam mı, açmasam mı? Galiba açacağım. Annem beni uyardı, “insanların evleri izinsiz gezilmez” dedi.

Kimin hangi eşyayı nereye koyduğu beni çok ilgilendiriyor. Konsollar, büfeler, kitaplıklar, divanlar, koltuklar, sehpalar, vitrinler var bu evlerde. Koltuklar cam önlerinde, büfeler duvara yaslanmış, kitaplıklar büyük yekpare, sehpalar mermer ve kıvrımlı, divanların kılıfları yastıkları aynı kumaştan, vitrinler bazen tıka basa kristallerle dolu. Her yerde paspas var. Elde örülmüş, renk renk paspaslar, en çok bunları sevmiyorum. Büyük yastıkların içi tıka basa dolu, minik yumuşak yastık bulmak ne zor. Bizim evin olmayan yastıkların tuhaf bir kokusu var. Sehpalarda çeşit çeşit sigaralar, bazen bu koleksiyonlar kilitli dolaplarda saklanıyor. Takvim yaprakları çerçevelenip asılıyor duvarlara, aile fotoğraflarındaki herkes çirkin, komik! Radyolara dokunmak büyük mesele, kahverengi kutular radyolar, üstlerinde hiç toz yok. Perdeler kadife, ağır, perdeler duvarların köşelerine toplanmış, toz kokuyorlar, ama kırmızı olanları güzel.

Büfeler daha minyatür, camdan sürgülü kapakları oluyor. İçlerinde Türk kahvesi fincanları var, minik kristal bardaklar bazen, tabaklar nadiren, çoğunlukla çiçekler büfelerin üstlerinde, kolonya şişeleri, üzeri dantel bir örtüyle kapanmış bir bardak daha. En çok büfeleri seviyorum.”

“Üsküdar” yazılarından minik bir alıntı, devamı var!

Fotoğrafın kaynağı

Kategoriler
ÜSKÜDAR İSTANBUL FOLKLOR PERTEV NAİLİ BORATAV ANISINA

Çıngıllı Küpe

Annemle Çatalca’ya gittik. Annemin erkek kardeşi burada görev yapıyor ve yeni evlendi. Turuncu perdeleri, yeşil halıları bu evin. Ben altı yaşındayım belki. Annemin kucağında oturuyorum, yüzüm yüzüne dönük. Bana bilmeceler soruyor annem. Hiçbirini bilemiyorum. O da neredeyse hiç oyalanmıyor, hemen veriyor cevapları. Sürekli gülüyorum. Onlarca bilmece. Bir ara alçacık tepe, çıngıllı küpe diyor. Annemin arkasında pencere var. Akşam güneşi annemin saçlarına vurmuş. Kulağının ardındaki saçlarında, küpelerinde ışık var. “Çıngıllı küpe” kelimeleri ağzından neşe ile çıkıyor. Annem o an o kadar güzel, sevimli, “çıngıllı küpe” kelimeleri o kadar komik ki! Bütün çocukluğum boyunca bana sorduğu bilmecelerden sadece bu kalıyor aklımda. Cevabı da nohut.