Hacer

Hacer, Zeki Ökten’in yönetmenliğini yaptığı 1977 yapımı Çöpçüler Kralı filminde yaşamış, Ayşen Gruda tarafından canlandırılmıştır.

Hacer, filmin esas kızıdır. Evlere temizliğe gider, çamaşır yıkar, hizmetçilik eder. Dört erkek kardeşi vardır. Bir zabıta memuru, amiri (Şener Şen) ile ilişkisi olan Hacer, uzun zamandır evlilik vaadiyle oyalanmaktadır. Belediye amiri  evlenmek için annesinin ölümünü ve oturduğu evin kendisine kalmasını beklemektedir.

Kendi evinin hanımefendisi olmak isteyen Hacer, sonunda sevgilisini zora koşar. Onu, önüne ilk çıkanla evlenmekle tehdit eder. Önüne ilk gelen ise Hacer’e zaten nicedir aşık olan çöpçü Apti Şakrak’tır (Kemal Sunal). Hacer, inadı uğruna, sonunda alışılmadık bir şey yapar ve Apti’ye bir parkta, tahtırevalli üzerindeyken evlenme teklif eder.

Hacer, kendisini seven iki erkek arasında, ailesinin eli silahlı erkeklerinin baskısı altındadır. Bütün film boyunca cam, halı siler, çamaşır yıkar, sofra kurar, servis yapar, dikiş diker, çocukları parka götürür, durmadan çalışır. Filmde iki defa cinsel saldırıya uğrar, ikisinden de elindeki terlik marifetiyle kurtulur. Sürekli, onun orospu olacağından endişe eden ailesi Hacer’e salak, maymun iştahlı, sidikli ve deli bok diye hitap eder. Filmin diğer karakterleri içinse Hacer, sürtük, kaltak, kenarın orospusu ve süprüntüdür. Hikayenin sonundaysa Hacer hayalini kurduğu gibi kendi evinin hanımefendisi olur, ama diğer yandan eli maşalı bir canavara dönüşmüştür.

Akılda kalan sözleri:
“Benim peşimden koşan çooook!”
“Yarın akşama kadar evlenmem lazım!”
“Bundan sonra önüme gelen erkeğe el sallayıp cilve yapacağım, görürsün bak!”

Screen Shot 2017-11-27 at 10.34.00 AM.png

Aysel

Füsun Demirel tarafından canlandırılan Aysel,  Şerif Gören’in 1984 yapımı Gizli Duygular filminde yaşamıştır.

Aysel, ev arkadaşı Ayşen ile üç senedir bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Nişanlısı İsmail müsaade etse spor giyinecek olan Aysel, sürekli İsmail’in cimriliğinden ve şapşallığından şikayet eder, fakat İsmail, arada bir çiçek getirmek gibi “numaraları” olan da bir adamdadır. Sonunda Aysel İsmail ile evlenir ve çift Bayrampaşa’da bir eve taşınır. Aysel fıkra dinlemeyi, film seyretmeyi ve çikolatayı sever.

Yardımcı kadın karakter olarak Aysel’in bütün varlığı, ana kadın karakter Ayşen’e (Müjde Ar) bağlıdır. Aysel ile Ayşen’in en sevdikleri meşgale, karşı apartman dairesinde oturan ve “serbest” hareketleriyle herkesin dikkatini çeken Ayşecan isimli kadını dikizlemek ve onun hayatını bol bol kıskanmaktır. Ortak hayatları Ayşen’in, kendisinden hiç beklenmeyen ve Aysel’i de çok şaşırtacak bir kararına kadar aynı mazbutlukta ve sıkıcılıkta devam eder. Aysel, ana karakterin üzerindeki cinsel baskıyı onun adına açık açık dile getirir. Aysel yardımcı karakter gibi görünmekle beraber, hikayenin olmazsa olmaz unsurudur. Hemen bütün Füsun Demirel karakterleri gibi.

Akılda kalan sözleri:
-Kız Ayşen, her erkeklerden şikayet edersin, ama hiç de aklından çıkmaz.
-Helal olsun kıza adamı kovdu ya!
-Ya bu kız feminist, meminist mi acaba?

Rabiş

Rabiş, yönetmenliğini Nişan Hançer’in yaptığı 1957 yapımı Kahpe Kurşun filminde yaşamış ve Adile Naşit tarafından canlandırılmıştır.

Rabiş, adı, yeri bilinmeyen bir köyde yaşayan, saçları iki yandan örgülü, yarı meczup bir kadındır. Adı Mehmet olan bir sevdiği vardır. En yakın arkadaşı ise filmin ana karakteri Fadime’dir. Rabiş film boyunca Fadime’ye yoldaşlık eder, onun derdine derman olur. Onunla çeşme başında su doldurur, o ağladığında ağlar, güldüğünden güler, gerektiğinde onu kötü adamlardan korur. Rabiş tüm bunlarla meşgul olduğundan biz, Rabiş hakkında hiçbir şey bilemeyiz.

Rabiş karakterinin kayda değer tek yanı Adile Naşit tarafından canlandırılmasıdır. Naşit, Kahpe Kurşun filminin çekimlerinde 27 yaşındadır ve bu, onun üçüncü filmidir. Yine de Naşit’in ilerleyen yıllarda oynayacağı bütün kadın karakterlerin nüvesi Rabiş’te görünür. Yalan söylediğinde ellerini karnında birleştirip havaya bakar, şaşırdığında gözleri yerinden uğrar, minik bedeniyle herkesten hızlı hareket eder, ordan oraya koşturur, başını sallayarak evet derken gözlerini sımsıkı kapar, titreyen dudaklarla ağlar ve güldüğünde herkes güler.

Rabiş çoktan unutulmuş bir filmde, sadece Adile Naşit’e has bir ışıkla parlar.

Akılda Kalan Sözleri
Sana bir şey söyleyeyim de kederin dağılsın.
Sana bir şey diyecektim de… Ay! Unuttum!
Zıkkımın kökünü ye inşallah! (elinde kepçeyle vurarak).

 


5Harfliler

Sultan

Türkan Şoray tarafından canlandırılan Sultan, yönetmenliği Kartal Tibet’e, senaryosu Yavuz Turgul’a ait, 1978 yapımı Sultan filminin ana kadın karakteridir.

Eşini nasıl kaybettiği bilinmeyen Sultan, adları Hediye, Hüdai, Fedai ve Recai olan çocuklarıyla bir gecekonduda yaşamaktadır. (Çocuklardan birinin sokaktan bulup eve getirdiği köpeğe de Enayi adını koyarlar.)

Sultan küçükten “erkek gibi” yetişmiş bir kadındır. Kendi anlatışına göre, yaptığı yaramazlıklar ve komşu çocuklarını dövmesi yüzünden annesinden zamanında bol bol dayak yemiştir. Nitekim bütün film boyunca önünden geçen, yan bakan hemen herkese tekme tokat girişmekten, hatta eline silah almaktan geri durmaz. Elinde oklava, odun ya da bizzat maşa sürekli çocuklarını kovalarken görünür. Komşularına genelde taş atar. Sultan bahçesine giren tavuklardan, çeşmede su sırasına “kaynak” yapanlardan, sulu erkeklerden, adaletsizlikten hoşlanmaz. Sultan’a yaşadığı mahalleden çıkan iki talip, Bakkal Bahtiyar (Şener Şen) ve minibüsçü Kemal de (Bulut Aras). film boyunca Sultan’ın hışmına uğramaktan kaçamaz, hatta biri ölümden döner.

Sultan bir gecekonduda yaşamaktadır ve evini de kendisi “tırnaklarıyla, canıyla, kanıyla” yapmıştır. Onu film boyunca gecekondusunda, etrafında çamaşır yıkar, hamur açar, yerleri siler, odun kırar, soba borusu temizler, çeşmeden su taşırken görürüz. Evin ve dört çocuğun geçimini de evlerde hizmetçilik ederek sağlamaktadır.

Sultan’ın hayatı, mahallesinin kurulu olduğu araziden ikinci Boğaz köprüsünün geçeceği söylentisiyle bir anda alt üst olur. Hikâyesinde iç göç, kentsel dönüşüm, rant ve gecekondu meselerinin hepsine değinerek, tek başına yaşayan çocuklu bir kadının yaşam mücadelesini görürüz. Polislere, zabıtaya, yıkım ekiplerine, mahallesinde yaşayan erkeklere, sevdiği adama direnç gösteren; aslında aradığı “tutunacak bir dal” olan tek başına bir kadındır Sultan. Kadın olarak gücü erkek gibi davranmaktan gelen Yeşilçam karakterleri içindeki en çarpıcı örneklerdendir. Yine de, yalnızlığını “azıcık aşım, kaygısız başım” deyip kabullenen Sultan’ın bile sonunda kanıp, inanacağı iki şey vardır: Gelinlik ve yüzük.

Akılda kalan sözleri:

Sulu herifin teki ne olacak? Erkek dediğin ciddi olmalı.

Dayak atmak iyi bir şey değil, tamam! Ama dayanmıyor insan, sonunda basıyor köteği. Ellerim kırılsın (çocuklarından bahsediyor).

Başvekilin oğlu da olsan, sıraya gireceksin (çeşmede su sırası beklerken).

Screen Shot 2018-06-14 at 9.38.32 AM.png

Sultan, evini yıkmaya gelen Frukolara direnirken.

Turna

Turna, senaryo ve yönetmenliği Tevfik Başer’e ait 1986 yapımı 40 Metrekare Almanya filminde yaşamış, Özay Fecht tarafından canlandırılmıştır.

Turna, babası tarafından 500 milyon başlık parası karşılığında, Almanya’da bir fabrikada işçi olarak çalışan Dursun ile evlendirilir. Almanya’ya yaşayacağı için başlangıçta heyecan duyan Turna’nın, mavi renkli bir kapıdan geçip yeni evine girdiğinde duyduğu ilk ses bir saatin alarm sesidir. Bu evde duyacağı son ses de, yine bu ses olur.

Balkonu, televizyonu, radyosu olmayan yeni evinin yerlerini temizlerken bir gün, kapının üzerine kilitlenmiş olduğunu fark eden Turna, film boyunca sadece bu küçük evin muhtelif odalarında görünür. Dantel örer, bavulları, sandıkları açar, aynalara mor örtüler serer, yemek yapar, camdan bakar, uyur, eşyaları yerleştirir, leğende çamaşır yıkar, odalardan birinde gerili iplere çamaşır asar ve sık sık aynalara bakar. Görebildiği tek insan karşı evin penceresinde, ona bebeğini gösteren bir kız çocuğudur. Bu, Turna’nın dış dünyayla kurabildiği tek iletişimdir.

Turna’nın pencereden gördükleri de sınırldır. Oturdukları evin camından karşı apartman ve bir aralıktan da bir sokak köşesi görünür. Top oynayan çocukları, sokağın köşesindeki bir kadını, geçen insanları, arabaları, yağmuru, karşı balkonda saçları yeşile boyalı Almanları görür. Çan, ambulans, kuş sesleri ve Türkçe bir şarkı duyar. Kocasına göre Turna, tarlaya çapaya gitmeyerek, elini boka tezeğe değdirmeyerek ulaşabileceği en rahat hayata zaten sahip olmuştur. Bundan fazlası “rahatın kıça batması”dır.

Turna’yı seyretmek müthiş zordur ve hikâyesi Almanya’da Türk olmak meselesinin çok ötesindedir. Turna’nın hayatı üzerindeki kalın örtü bir kaç kattır. Önce kadın olduğu içim, sonra çocuk doğurmadığından, üstüne bir de Almanya’da olduğu için kıpırdayamaz. İzleyici için Turna ile ilgili başka bir zorluk da, hikâyenin sonunda ona ne olduğunu hiç bilemeyecek olmaktır.

Akılda kalan sözleri
-Dursun, dönmedolap ne kadar yüksek?
-Almanlar şöyle, Almanlar böyle diyorsun da onlar da Allah’ın kulu. Ne ederler ki adama?
-Ne bileyim yeni yılı? Dört duvar arasında adımı bile unuttum.

Screen-Shot-2015-07-15-at-11.19.54-PM

5Harfliler

Fürûzan Harmancı

Fürûzan Harmancı, Metin Erksan’ın yönetmenliğini yaptığı 1971 yapımı Feride filminde yaşamış, Lale Belkıs tarafından canlandırılmıştır.

Deniz kenarında bir evde yaşayan Fürûzan ve sevgilisi doktor Kemal Öget, hayatlarını partiden partiye koşarak geçirmektedirler. Müziği, dans etmeyi ve insanlarla alay etmeyi çok seven Fürûzan basit ve görgüsüz taşra kızlarından hiç hoşlanmaz. En sevmediği isim de Feride’dir.

Peruklardan, saç aksesuarlarından, transparan kıyafetlerden hoşlanan, evde yemek yapmanın alaturkalık olduğuna inanan Fürûzan, arkadaşları arasında taşı gediğine koymasıyla ve sesinin güzelliği ile tanınır. Şarkılarını Fransızca söylemeyi tercih eder ve kibarlığa, görgünün icaplarını yerine getirmeye çok önem verir. Evlenmek isteğini sık sık dile getirdiği sevgilisi Kemal Öget ile arasında şöyle konuşmalar geçer:

Fürûzan: Ne zaman evleniyoruz Kemal? Ne zaman benimle nikâh masasına oturacaksın
Kemal: Sana kaç kere böyle konuşma dedim. Bırak bu işin kararını ben vereyim. 

Fürûzan, Yeşilçam’ın ikilikler, tezatlar üzerinden oluşturduğu karakterlerin en tipiklerindendir. Hikâyelerde haksızlığa uğrayan iyi kalpli esas kadının mağduriyetine yapılacak vurgu için mutlaka gereklidir. Köy karşısında kentin, Doğu karşısında Batı’nın, iyi karşısında kötünün temsilcisi olan Füruzan’ın Fransız dilinde söylediği bir şarkısını da şuradan seyredebilir, sesinin güzelliğine de tanıklık edebilirsiniz.

Akılda kalan sözleri
-Sen nasıl basit ve görgüsüz bir taşra kızıyla evlenebilirsin?
-Balık o çatal bıçakla yenmez güzelim.
-Erkekler her zaman benim tipimdeki kadınlardan şüphe ederler. Halbuki bütün kötülükleri masum görünüşlü kadınlar yapar.

Screen Shot 2018-08-21 at 6.24.37 PM.png

Füruzan, masadakilere görgü kurallarından bahseder, hoşça vakit geçirirken

5Harfliler