Kategori: GİFLER

Mektubu almış mı, kendisi mi yazmış? Çok güzel soru bu. İnsan hangi hislerle ve şu yüz ifadesiyle bir mektubu parçalarına ayırıyor olabilir?

Birer birer kopan takvim yapraklarına, hızla dönen yelkovana, akrepe, aceleyle batan ve hızla doğan aya, güneşe alışık belki zihniniz. Peki ya bu?

Sevgili okuyucum, soba başında uyukluyor musunuz böyle? Soba olmasa da olur, sıcak başında, çaydanlık başında? Postacı filminden sahne. Çok seviniyorum, bu sahnelerin montajda kesilmemiş olmasına. Buraya koyduğım giflerin çoğu böyle sahnelerden aslında: Çıkarsak film, hikâye hiçbir şey kaybetmiyor, ama korunduğu durumda seyirciye bir şey demiş oluyor, yönetmen, kurgucu, oyuncu… O şey ne, bilmesi kolay değil […]

Ajda 1978’de konuk olduğu Alman televizyonunda, Fransızca söylediği şarkının sonlarına doğru kapıya yöneliyor… Güle güle Ajda, hatta bir nevi el-veda! Bir daha görüşecek miyiz belli değil! TRT, Zaman Zaman İçinde, 12 Bölüm, 1978.

Kaldırım Çiçeği filminden bu. Filmin kahramanları İstanbul sokaklarını arşınlarken, arada fotoğraf çektirmeye karar veriyorlar. En sevdiğim giflerimden biri de bu aslına bakarsanız.

Kırık Çanaklar filminden bu sahne, 1961 yapımı film. Eli süpürgeli kadın Lale Oraloğlu, kaçansa Rüya Gümüşata. Mükemmel kaçıyor değil mi? Süpürge de hedefi ıskalıyor.  

Zeki Müren’in tren camından bakmadığı, bir derin nefes almadığı, olmadı kitabının sayfalarını dikkatle çevirmediği bir “ana sayfa” istemiyorum. Bu da Son Beste filminden.

Son Beste filminden bu sahne. Bir ferahlık, rahatlama, rahat bir nefes. Darısı hepimizin başına.