Tarihi Evde Saklı Kadın

Durup durup kurcaladığım bir müzayede sitesinde “evlerin önünde duran insanlar, balkonda oturan kadınlar” ve “merdivene dizilmiş çocuklar “gibi fotoğraf sınıflamaları vardı. Bu fotoğrafı, işte bu yüzlercesi arasında buldum. İlk bakışta bir ev fotoğrafı bu, zaten başlıkta böyle. Daha dikkatle bakınca karşı evin penceresinden görünen kadına çevrilmiş bir çift gözü ayırt ediyor insan. Hatta sanki pencere pervazından hafif içeriye çekilmiş biri bu, fark edilmesin diye mi? Kamerayı sabitlemiş belki bir yere?

Fotoğrafla ilgili tüm açıklama şundan ibaret: Tarih aralığı 1900-1949, Tarihi Ev Konulu Görünüş Fotoğraf.

Uzaktan görünen deniz ve hemen ardındaki kara parçası: Burası Boğaz mı? Ağaç dallarında çiçek, yaprak yok, ama pencereler açık: Sonbahar?

Bir bana öyle gelmiyor değil mi, olağanüstü güzel bir fotoğraf bu.

Kaynak (sayfanın altında fotoğrafı görebilirsiniz, lakin satışın kapandığını söyleyecek size site, zira ben aldım fotoğrafı, şimdi masamda duruyor)

Hasanoğlan’ın Bebeleri

Bu fotoğraf, Mustafa Güneri’nin Hasanoğlan Köy Enstitüsü Kurulurken isimli kitabında 93. sayfada yer alıyor. Alt yazısı “Yapı Sanat Başı Mustafa Güneri ve Köyün Bebeleri.” Kitap bir fotoğraf albümü aslında, Tarih Vakfı tarafından yayınlanmıştı seneler evvel.

Kitaba verdiğim bağlantıda yayın tarihi 2000 olarak görünüyor, bu bilgiden şüpheliyim, çünkü kitabın yayınlanmasına dolaylı biçimde katkım olmuştu, daha sonraki bir tarih olmalı.

Mustafa Güneri’nin fotoğrafları oğlu aracılığıyla günyüzüne çıkmıştı. Kitabın yayınından sonra kendisine ulaşmak gerekmişti bir gün. O görüşmeyi ben yaptım. Mesai saatleri içinde, biraz da gergin olduğu belki işlerin ters gittiği bir ana denk gelmiş olmalıyım. Kim olduğumu, kitaptan bahsettiğimi anlayana kadar epey zaman geçti, ama anladığı anda sesindeki değişimi duymak çok çarpmıştı beni. “Gerçek hayat”tan günlük hayhuydan uzaklaştığı anda, kıymetli bir hatıraya dair konuşmaya başlayan bir insanın özeni, sakinliğiyle bambaşka birine dönüştü, kelimelerini özenle seçti; sorunu çözdük, telefonu kapadık.

O konuşmadan sonra bu fotoğrafa uzun uzun baktığımı hatırlıyorum. Mustafa Güneri’nin kamerayı ayarlayarak çocukların arkasında koştuğu bir an bu. Gülümseyen çocuklar, o an dikkati dağılanlar, bir yanındakine bakanlar, kucakta ağlayan biri ve o en sağda ayakta duran: Tam da öğretmenine bir şey derken yakalanmış fotoğrafa. Çok güzel fotoğraf, Mustafa Güneri çok iyi fotoğrafçıymış. Tüm kitaba dair bir ara uzun uzun yazmak, daha çok fotoğrafı size göstermek istiyorum.


5Harfliler, 24 Nisan 2017.

 

Köprüde

1931 yılında Akşam gazetesi muhabiri sokaklarda fotoğraf çekiyor. “Günün görseli” yapacaklar. Temaları köprüden geçen insanlar belki, ya da öyle denk geldi. Fotoğraflardan birini seçmişler yayın için: İhtiyar bir kadın bohçasının üstünde güneşe karşı dinlenirken. Köprüde her sınıftan insana rastlamak imkânı var. Köprü İstanbul’un en dikkate değer yerlerden biri.

Fotoğrafı 25 Nisan tarihli sayıda yayınlamışlar.

Dinlenen ihtiyar kadın herhalde farkında bile değil o an fotoğrafının çekildiğinin. Bohça da büyük, hava da ısınmış olsa gerek, neredeyse Mayıs’a gelmiş İstanbul. Yere bakarak, dalmış gitmiş.


5Harfliler

Moby Dick İlk Baskı – 1851

Dün ilk baskısını gördüm Moby Dick’in. Yaşını düşününce epey de iyi durumdaydı sanırım. Kırmızı ciltli, ithaflı bir kopya.

Berkeley’de beş katlı bir kitapçının eski kitapları sakladıkları dördüncü katındaydı nüsha. Bu katın da bir köşesinde camla ayrılmış bir çalışma mekânı oluşturmuşlar, burası eski kitapları sakladıkları yer. Merdivenleri ağır ağır çıkıp, kapıları saygıyla, yavaşça vurduktan sonra yanıma gelen görevliye derdimi anlattım. Bana kitabı bir camekânın arkasından, beş metre uzaktan gösterecekler sanıyordum. Öyle olmadı, adam masasının çekmecesinden çıkardı elime tutuşturuverdi kitabı. Kitap elimde hâlâ diyorum ki: Açabilir miyim?!

Yanımda durdu, sayfalara dokunmamı izledi bu adam, “rahat ol, rahat ol” dedi birkaç defa da. Kaç kere okuduğumu da sordu, dedim “bir, yeni bitirdim de!” Kendisi üç kere okumuş, bence mesele “intikam, av, şu, bu değil, mesele arkadaşlık” dedi. Öyle!

Moby Dick‘in dünya klasikleri arasında kendine yer edinmek için yaklaşık 70 yıl beklediğini biliyor muydunuz? Çok az satmış yayınından sonra, 1920’lerde fark edilmiş kitap, bir hikâyesi var yani, yazacağım ilk fırsatta. Peki ya Melville’in İstanbul günleri?  Bir ara Urgan’ın yazdıklarından fazlası var mı diyerek, bu anıların da peşine düşmüştüm ve Melville!i Sarıyer’de bulmuştum, elleri cebinde etrafı keyifle seyrediyordu.