Alıp Başını Gitmek: Emma Gatewood’un 3500km’lik Yürüyüşü

Hayatının 67. yılında kalkıştığı bir iş, kendine “yaparım ben bunu” diyerek aldığı tek bir karar olmasaydı, adı Emma Gatewood olan, ABD’nin Ohio eyaletinde 1887′de doğmuş bir kadını tanımamız için hiçbir neden yoktu. Bu bahsettiğim karara dek Emma Gatewood’un hayatı, önce doğduğu çiftliğin işleriyle boğuşarak, 19 yaşında yaptığı evlilikten sonra da başka bir çiftliğin işleriyle, doğurduğu 11 çocukla, bir yerden sonra da torunlarla akıp gidiyor. Ya da dışarıdan görünen bu.

1954’te bir gün bir dişçiye gidiyor Gatewood, muayenehanenin bekleme odasında bir dergiyi karıştırıyor. Bu, 1949 tarihli bir National Geographic. Derginin o sayısında adı Appalachian olan ve ABD’nin doğu bölgesini neredeyse baştan sona geçen bir yoldan bahseden bir yazı var. Fotoğraflarla süslenmiş yazı, yolun uzunluğundan, zorluğundan ve bir defada bu yolu yürüyen insanlardan bahsediyor. Makalenin bir yerinde yazar, bu yolun henüz hiçbir kadın tarafından yürünmediğini belirtiyor. Bu “henüz” lafı Emma Gatewood’un kafasına takılıyor. O gün dişçiden eve döndüğünde, ertesi sabah kalktığında ve takip eden diğer sabahlar, günler boyunca düşünüyor bunu ve sonunda şu karar varıyor: Ben yürürüm bu yolu, eğlenceli de olur.

Gatewood’un “yürürüm” dediği yol 3500km. Ölçeği, uzunluğu daha anlaşılır kılmak için şöyle diyeyim: İstanbul’dan Paris’e uzaklık 2880, Moskova’ya 2300, Tahran’a 2500km kadar. Yol, 14 eyaletten geçen tümüyle dağlık bir bölgede uzanıyor. Dağlar, vadiler, ormanlar, küçük kasabalar derken güneyde Georgia eyaletinde bir dağdan başlanıldığında yol, kuzeyde Maine eyaletinde başka bir dağda bitiriliyor. Katedilecek mesafe böylesine uzunken, yanısıra tehlikeler de bol bol ve çeşit çeşit tabi: Ayılar, yaban domuzları, yılanlar, muhtelif kemirgenlerin taşıdığı bazı hastalıklar, pireler, fırtınalar, taşan dereler, uçurumlar…Ve sonra, nerede kalınacak, nerede uyunacak, hem en önemlisi ne yenecek?

Trail-harita1

ABD haritası üstünde, ülkenin doğu yakası boyunca uzanan Appalachian Yolu

O günlerde Gatewood, 11 çocuğu, 23 torunu, bir o kadar torun çocuğu ve 30 sene sürmüş bir evliliğe sahip, “yaşlı” bir kadın ve bir anda arkada bırakabileceği bir hayatı yok. “Yaparım bunu” kararının üstünden bir sene geçiyor ve kimselere haber vermeden Gatewood bir sabah yola koyuluyor. Kuzeyde Maine’den başlıyor yürümeye 1954 baharında, fakat çok kısa bir süre sonra gözlükleri düşüp, kırılıyor. Gatewood gözlükleri olmadan neredeyse görmeyen bir kadın. Yapıştırıp, düzeltip devam etmeye çalışsa da, ikinci bir engel olarak yolun güvenliğinden sorumlu görevlilerle karşılaşıyor. Bunlar, Gatewood’u geri dönmesi için ikna ediyor ve açıkçası biraz da kalbini kırıyorlar. Gatewood kimseye haber vermeden çıktığı evine, bir kaç gün sonra geri dönüyor. Hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor hayatına, bir sonraki girişimine, bir sene sonrasına dek.

1955’te, bu kez güneyde Georgia’dan başlamak için bir sabah evini yine terk ediyor Gatewood ama bu sefer evdekilere bir çift laf ediyor: Ben yürüyüşe çıkıyorum! Uçağa, otobüse, trene binip başlangıç noktası olan dağa varıyor. Yanında bir defter, bir battaniye, yağmurluk ve bir duş perdesi var; ayakkabıları hiçbir özelliği olmayan lastik türden. Yanında olmayanlar ise çadır, uyku tulumu, pusula ve hatta yolun haritası! Kafasında şöyle şeyler var o noktada: “elbet karşıma birileri çıkar, misafir seven insanlar belki, yolda yeşillikler de vardır, onları yerim, yanımda da biraz fıstık, üzüm var, konserve de, yeter bunlar.” Tam bir  “alıp başımı gidiyorum” vakası anlayacağınız.

Ve başlıyor yürümeye Gatewood. Sonradan anlattığında dünyanın en komik hikayeleri gibi duran, ama yaşarken ona bol bol sıkıntı veren yığınla hatıra var günlüğüne kaydettiği. Bir defasında bir ayıyı bir yerlerden bulduğu bir şemsiye ile kovalıyor, New York civarlarındayken ormanlık araziye kaçıp, saklanmış gangsterlerle burun buruna geliyor. Bir gün hava iyice kararıyor gün ortasında, yağmur aralıksız yağıyor, etrafa bakıp ne olduğunu düşünedursun, Gatewood’un bilmediği, etrafı yıkıp geçen bir kasırganın ortasında yürüdüğü. İki defa çıngıraklı yılan tarafından ısırılıyor. Başta eğlenceli olacağını düşündüğü iş, tam bir eziyete dönüyor ve Gatewood hiç ama hiç eğlenmiyor ama bırakmıyor da.

Bu arada yolun 1200km kadarını bitirmişken eve bir kart yolluyor, nerede ne yaptığını kısaca bildiren. Fakat bu günlerde farkında olmadığı başka bir durum daha var. Onu yol boyunca görenler, verandasında uyuduğu insanlar yerel basına haber veriyorlar. Yerel basından, ulusal basına sıçrıyor haber kısa zamanda ve yolu bitirmesine daha 1000km varken Gatewood bir anda Büyükanne Emma olarak hiç beklemediği bir şöhreti kucaklıyor. Fakat o işin eğlencesinde. Arada karşısına çıkan gazetecilerin neden yürüyorsunuz sorularına “çünkü istedim” diyor. “Ya bu arada dere otu yazılır, tere değil, tere ile dere otu ayrı şeyler” gibi beyanatlarda bulunuyor gazetecilere. Kocasının bu işe ne dediğini soranlara dul olduğunu söylüyor sürekli ve bu soruyu biraz geçiştiriyor. Artık ünlü bir kadın olarak, bir sonraki konaklama yerinde gördüğü evlerin bazılarına “merhaba, ben ananeniz Emma, yiyeceğiniz var mı?” sorusuyla dalıyor bazen ve herkes ona kapısını ardına kadar açıyor. 146 günün sonunda bitiş noktası olan dağın tepesinde Emma Gatewood “olur bu iş, o adamlar yürüyorsa ben de yürürüm, ne var” dediği yolu tamamlamış, üstelik ülke çapında şöhret olmuş birisi. Appalachian yolunu yürüyen ilk kadın olma ünvanına sahip.

yazinin-ortasina.png

Emma Gatewood’un hikayesi, sonuyla akıllarda yer eden, ilham veren, bir kadının dirayetinin, gözüpekliğinin hikayesi değil sadece, başka çok çarpıcı bazı ayrıntıları var. Gatewood’un ailesine ısrarla haber vermemesinin tek nedeni, onu engellemeye çalışacaklarını bilmesi değil. O, bunu tartışmaya bile açmadan hareket ediyor. Onu tanıyan herkesin söylediği gibi Gatewood bildiği, tanıdığı herkesi, herşeyi arkada bırakıp kendi hayatını yaşamaya gidiyor. Şan şöhretin ardından basın tarafından didiklenen hayatıyla ilgili kendisi yaşarken pek bilinmeyen başka ve acılı bir yan daha var. Ailesinden onun hakkında sonradan konuşan herkes, kocasından ağır şiddet gördüğünü anlatıyor. Sürekli dayak yediği, çalışanların gözünü korkutmak için kocasının Emma’yı herkesin gözü önünde tokatladığı biliniyor. Bir defasında dişlerinin ve bir kaburgasının kırıldığı, canını zor attığı karakolda kocası yerine kendisinin tutuklandığı ve geceyi hapiste geçirdiği de biliniyor. Evliliğinin 30. yılında, çok zor olmasına rağmen boşanmayı başardığı da. Anlayacağınız Emma Gatewood, beş ayını geçirdiği 3500km’lik yolda hamileliklerinin, yaptığı düşüklerin, çocuklarının, onların büyümesinin, çiftlik işlerinin, gördüğü şiddetin, çoktan boşandığı kocasının yanından geçip gidiyor.  Bir yere mi varmak için yürüyor, bir yerden uzaklaşmak için mi bir kendisi biliyor. Her durumda alıp başını giden bir kadının hikayesi, ilham vermenin ötesinde, iyileştirici de değil mi? Öyle.

Gatewood, beş aylık yürüyüşünü 1960’da ve 1963’te iki defa daha tekrarlayacak ve ömrünün son yirmi yılını herkesçe tanınan, sevilen biri olarak geçirip, 1973’te 86 yaşındayken dünyadan ayrılacak.

yazinin-en-sonuna

Kaynaklar: Ben hikayeyi ilk defa bir radyo programında dinledim, sonra şu makaleyi, sonra da şu kitabı okuyarak derledim bilgileri. Bu kitap keşke yayınlansa Türkçe’de. Görüntülerse şuradan, şuradan ve şuradan.


5Harfliler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s