“Güldünya” Dizisinde Olmayan Neydi?

Annemle oturmuş, çamaşır katlıyoruz seneler evvel. Televizyonda yeni başlayacak bir dizinin tanıtımı yayınlanıyor, adı: Güldünya. Dizi, bir kadın sığınma evinde yaşananları anlatacak, henüz başlamadı, ama tanıtımını günde beş kere yayınlıyorlar. “Ne kadar önemli bir iş yapıyorlar” diyorum kendi kendime konuşur gibi daha çok. Annem, anında ve hızla:

-Tutmaz ki, diyor.

-Neden?

-Hırpalanırken görmek isterler, kimse kendini kurtarmaya çalışan kadını seyretmez!

Sonra katladığı çamaşırları kucağına aldığı gibi kalkıp gidiyor annem. Arkasından bakıyorum, dediğinde nasıl da bilgece bir şeyler var.

Dizi, yayınlandığı kanalın büyük yatırımıyla, dönemin ünlü, ses getiren oyuncularıyla ve biraz da heyecanla çekiliyor. Oyuncular, verdikleri röportajlarda dizinin o dönem yayınlanan diğer dizilerden çok farklı oluşuna, senaryonun toplumun bir yarasına parmak bastığına işaret etmişler. Yine basına yansıyan haberlerde dizinin merakla beklendiğinden bahsediliyor: Aile içi şiddet sorununu gündeme getiren bir ağıt, kamu vicdanını harekete geçirecek bir çığlık olarak tanıtılıyor proje. Başka bir tanıtımda ise: Hayatın ağır sınavlarından geçen kadınlar… Karanlık günlerde bir sığınma evinden açılan umut kapısı… Ve tutku dolu bir aşk! deniyor.

Yayın başladığında biz de seyrediyoruz. Şiddet görmüş birtakım kadınları tanıyor, onları oraya, bir sığınma evine sürükleyen sebepleri öğreniyoruz. Dizinin başrolündeki karakter de bir tür aile içi şiddetin kurbanı, bizzat kayıp vermiş biri. Etrafta birtakım adamlar var, bunlardan biri esas adam rolünde ve o tutku dolu aşk da bu ikisi arasında olacak herhalde.

Hikâye kendiliğinden dağınık, aynı anda çok meseleye değinmek zorunda, toparlaması güç bir iş. Yalnız senaryoda şiddet gören kadınların yardım alabilecekleri kaynaklara yer veriliyor, telefon numaraları yayınlanıyor. Bir sığınma evinin adresinin neden saklı olması gerektiği anlatılıyor. Portresi çizilen her kadının hikâyesi birbiri ardınca ve biraz da ağırlaşarak işleniyor. Birkaç hafta yayınlanan dizi, televizyon alemlerinin “ölçme değerlendirme” kıstaslarına uymadığından yayından kaldırılıyor. Reytingler düşük! Kamu vicdanını harekete geçirecek çığlık atılamadı. Annem haklı çıktı.

Yalnız bu birkaç hafta içinde ilgi çekici, kaydadeğer ve muhtemelen dizi henüz proje aşamasındayken olması hedeflenen bir şey oluyor. Dizide numarası verilen yardım hattını arayanların sayısı iki katına çıkıyor. Bakın, o dönem yayınlanmış bir haberden kendiniz okuyun:

Herhalde hiçbir dizi, işlediği, dert edindiği meseleye dair bu denli hızlı geri dönüş yaşamamıştır. Güldünya dizisi kısacık yayın hayatında ulaşmaya çalıştığı kitleye anında ulaşıyor, çünkü zaten bazı kadınların sadece bir telefon numarasına ihtiyacı var hayatta!

Biraz belgesel niteliği de olan bu proje devam edebilseydi neler olurdu diye düşündüm ara ara, çünkü yıllarca devam eden, tutmuş, benimsenmiş diziler var Türkiye’de, malumunuz. Güldünya ya da ona benzer nitelikte, onunla aynı kaygıyı güden başka diziler neden tutmadı, olamadı? Bu örnek kötü müydü mesela, neden daha iyisi yazılmadı, çekilmedi? Sığınma evinden bildiren bir proje, denenmiş ve olmamış kategorisinde hepten rafa mı kalktı?

Oysa kadın sığınma evini konu edinen bir dizide, o diğer çok sevilenlerde olduğu gibi şiddet var, kan var, silah var, kadını, çocuğu hor görme var, ayrılık var, bazen istenmeyecek derecede ve çok aşk var. Var da var. Dizi bittiğinde oyunculardan biri “herhalde insanlar biraz neşe istiyorlar” demiş. Oysa ilerleyen yıllarda, dizilerdeki kahır, elem, keder dozu nasıl da artırıldı. Hele şimdilerde avuç avuç anti depresan yutarak oturmak gerekiyor ekran başına. Bilhassa şu habere bir bakın.

Acaba adı mı “kusur”luydu mesela bu dizinin? Güldünya denince herkesin üstüne bir karanlık bulut mu çöküyordu? Güldünya denince herkes koşarak kaçmak mı istiyordu onun ölümünden, onu çağrıştıracak herşeyden? Öyle olmasa gerek, zira yeryüzündeki en güzel isimlerden birini taşıyan bu kadın, adını o kadar çok projeye, işe, girişime verdi ki. Adına bir dernek kuruldu, tiyatro oyunu yazıldı, ona yazılan mektuplardan bir yarışma düzenlendi, onun adına şarkılar, albümler yapıldı, bir yayınevi onun adını taşıyor. Her sene onu anma törenleri yapılıyor.

Nasıl hafızalarda derin bir iz bıraktı Güldünya?

Çünkü kurtulabilirdi, defalarca kurtulma şansı oldu. 22 yaşındayken erkek kardeşi tarafından bir hastane odasında vurulana dek ölüm ona adım adım yaklaştıkça, o kendini de, oğlunu da vargücüyle sakınmıştı. Öldürülüşünün üzerinden 12 sene geçti Güldünya’nın. Yazının bundan sonrası, hiç bilmeyenler, hatırlayamayanlar için onun hikâyesi, kısaca.

Güldünya Tören Cinayeti ve Sonrası
Güldünya Tören hakkında basına yansıyan haberleri okuyorum. Hiçbir ayrıntı birbirini tutmuyor, herkes başka başka şeyler anlatıyor. Herhalde sadece dava avukatları biliyorlar ayrıntılarda neler olduğunu.

Güldünya Bitlis’in bir köyünde yaşıyordu. Tecavüze uğradı. Hamile kaldı. Ailesi tecavüzcüsüyle evlendirmek istedi Güldünya’yı, fakat bu evlilik olmadı. Doğum için amcasının yanına İstanbul’a gönderildi. Burada erkek kardeşlerinin eve geldiği bir gün, öldürüleceği korkusuyla camdan kaçarak polise sığındı. Polisteyken, bir zamanlar köyünde imamlık yapan, güvendiği birinin yanına gitmek istedi Güldünya. Orada kalabildi, yaşayabildi. Çocuğunu da orada doğurdu.

Bir gün yine çıkagelen erkek kardeşleri ona halasının yanına götürüleceğini söylediler. Evden çıkarken “çanta almana lüzum yok” dediler. Kaldığı evin sahibi, bu laftan şüphelenerek Güldünya’yı yalnız bıakmadı. Caddeye çıktıklarında diğer erkek kardeş saklandığı yerden çıkarak, silahla Güldünya’yı vurdu, ama durumu son anda fark eden ev sahibinin müdahalesiyle yaralı kurtuldu. Önce özel bir hastaneye, oradan da merkezi bir yerde, her zaman kalabalık olan bir devlet hastanesine gittiler. Yanında amcası kaldı o gece, ama bir noktada amca ortadan kayboldu. Sabaha karşı yeniden ortaya çıkan erkek kardeşlerden biri Güldünya’yı başından vurarak, o hastane odasında öldürdü. Hastaneye yatırıldığında yaralanmasıyla ilgili polise ifade veren Güldünya kardeşlerinden şikâyetçi olmamıştı.

2004’ün Şubat sonunda, ya da 1 Mart’ta işlenen cinayetin ardından, kardeşlerinden biri müebbet, diğeri 23 yıl hapis cezası aldı. Tetiği çeken kardeşi, yıllar sonra hapishanede kalp krizi geçirip öldü. Babası tam yedi sene sonra kızına tecavüz eden kişiyi silahla vurarak öldürdü, kendisi de müebbet hapisle cezalandırıldı.

Güldünya oğlunu bir aileye vermiş ve onlara “benim sonum belli” demişti. Bu aileden sadece oğlunun adını değiştirmemelerini istedi. Güldünya oğluna kimi kaynağa göre, Umut, kimine göre Ümit adını vermişti. Çocuk bu aileden alınıp, sosyal hizmetlere gönderildi sonradan.

Basında yer verilen birkaç fotoğrafı var sadece Güldünya’nın. İçlerinden biri, oğlunun doğumundan sonra çekilmiş. Üzerinde neden gelinlik var bilmiyorum. Dimdik kameraya bakıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s