Koskoca bir Hitit’in Mektubu

Sizi şimdi, hiç beklemediğiniz bir diyara ve zamana götürüyorum. Gündemden bu kadar uzaklaşılabileceğini ben de düşünmemiştim. Bir deneyelim bakalım!

Sene 1943. O zamanlar Samsun Lisesi’nde öğretmenlik yapan Cahit Telli’nin yolu Tokat, Zile’ye bağlı Maşat köyüne düşüyor. Telli Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Edebiyat Bölümünden henüz  mezun olmuş.

Köyde gezinirken, civarda Hüyüktepe denilen mevkide birtakım çanak çömlek parçaları buluyor Cahit Bey. Bunların arasında bir de mektup var! Bulduğu bu kalıntılar, muhafaza edilmek üzere mezun olduğu fakültenin antropoloji bölümüne yollanıyor hemen.

Telli’nin bulduğu mektup büyük bir buluşun, ilk müjdesi aslında. Hitit devletinin başkenti Boğazköy dışında bulunan altıncı, Maşat köyünde bulunan ilk çivi yazılı tablet bu. O günlerde kimsecikler Maşat köyünde daha yüzlerce tablet olduğunu bilmiyor.

Mektup, sarı kül rengi kilden bir tablete yazılı. Yaklaşık altı santim genişliğinde, beş santim uzunluğunda ve iki santim kalınlığında. Avuç içi kadar bir şey yani. Yazılar bu küçük taş parçasının her yerinde. Ön, arka yüz ve kenarlara kelimeler sıkıştırılmış. Fakat kısmi tahribat yüzünden bazı yerler okunamaz halde.

Hititoloji bölümü çalışanları derhal mektubu okuyorlar. Yani okuyabildikleri kadarını tabi ve metnin çevirisi de hemen yapılıyor. İşte bu çeviriyi aşağıda, zamanında yayınlanan haliyle, eksikleri, referanslarıyla aynen aktarıyorum.

Yazının kalan kısmında anlaşabilmemiz için mektubu “anladım, anlamadım” demeden mutlaka okumanız lazım! Mektubu yazan kişinin adı Tartuntissa.

(Ön Yüz) (1) Tarhuntissa [şöyle söyler]: (2) Benim sevgili (?) kar­deşim Pallâ’f ya] şöy[le]: (3) B[en] iyiyi[m], sen de iyi (4) ol. Tan­rılar seni yaşatsınlar (5) ve başını korusunlar.

(6) Hattusili’ye ve Arma-ziti’ye (7) yazdığın selâm(a gelince): onlar burada değillerdir. (8) Hattusili’yi herhangi bir şey ‘kızdırdı’, (9) bunun için araba ile Hattusa’ya gitti. Ve [Armazi]ti’yi (10) evine (timar mülküne) bıraktılar,

(11) Neden bana hiçbir selâm yazmadın? (12) [Artık] bırak! Marassantiya’da (13) Haşmetmeabın yanında [deği]ldim. O beni (14) [….] bir iş için göndermişti.

(15) […..] Hattusa’da [……] (Önyüzün aşağı yarısı ve arkayüzürt üst yarısı noksandır).

(Arka Yüz) (x+1) götü[r-…….] (2) ön aşağı [……] Hattusili […..] (3) söyledi: “Palla onu [ … . . ] -dı. ( 4 ) Bu mesele üzerine kızd[ım]. (5) Eğer herhangi bir kimse (şenden) evi geri alsa idi, ( 6 ) sen kızmaz mı idin? (7) Bana da bu şey bir intikam (sebebi) oldu.

(8) Filhakika ben Tablet evi’nde Atiunna’ya (9) şöyle söyledim: “Senin baban beni (10) sıkıştırıyor (?), o beni rahat (11) bırakmı­yor (?). Hiç bir şey [….] -mıyor, (İ2) fakat onun benim için hiçbir şeyi yok (?) (13) ve bizim (?) bir tek şehirde hiç (bir şeyimiz?) yok (?). (14) [ … … . ] beni sıkıştırıyor (?), (15) o beni [rahat bırak]mıyor (?). (16) […….] Hattusili ise [..,…..]-a (17)… (18) gittim.

(Solkenar)(1)[………]oldu. Ve Atiu[nna]’ya(2)[……i.] … Nihayet sana […….](3)[…….]… Atiunna’ya (4) [….. y]az! Sa[-….]’m evi (?) (5) […….] Hattusil’y[e……..]. ( 6 ) … … … … …

(Mektubun sonu).

Gördüğünüz gibi tercümenin, bir kaç tercümeye daha ihtiyacı var. Dahası mektup ardında, günışığına kavuşturduğu bilgilerden çok, sorular bırakıyor:

1- Hattusili neye kızmış?

2-Armaziti kimin nesi?
3-Hattusili neden selam yazmamış?
4-Herhangi biri sizden evi geri alsa idi siz kızmaz mıydınız? (HAKLI)
5-Tartuntissa o intikamı aldı mı?
6-Baba ne için sıkıştırıyor? Neler oluyor?

Diğer yandan, biraz hayalkırıklığına uğramadım da değil. Okuduktan sonra aklımdan “koskoca Hitit olmuşsun, eline “kalem…” değil tabi, neyse, onu almışsın, taşın başına oturmuşsun neler yazıyorsun? Hâlâ selam yollamadın, sen olsaydın kızmaz mıydın? Hiç olacak iş mi? Ama neden olmasın?

Tarih algısı böyle bir şey işte: Yamuk yumuk. Geriye kalan malzeme her türlü okumaya açık, kim içinden ney isterse onu çıkarıyor. Hitit milliyetçileri iş başında olsalar, atalarının ne kadar gözüpek insanlar olduklarını, intikamın önemli bir kurum, selam verme almanın da kutsal olduğunu söyleyebilirlerdi pekala!

İşi kararında bırakarak sizi, mektubun orijinal Hititçe metninin, yukarıdaki tercümenin ve metnin analizlerinin yer verildiği, Hans Gustav Güterbrock’un 1943’te DTCF dergisinin ikinci cildi, üçüncü sayısında yayınlanan makalesi ile başbaşa bırakayım. Bu makalede metnin Hititçesi de yer alıyor. Onu da okursanız gündemden üç Hitit/Eti yılı uzaklaşmış olacaksınız.

Ha bu arada… Maşat Höyük’te önce 1940’larda, 1970’lerde ve 1980’lerde kapsamlı kazılar yapılmış ve bulunan eserler Tokat Müzesi‘ne yollanmış. Sonra, kazı alanından el ayak çekilince höyük çitlerle çevrilmiş ve bir bekçi görevlendirilmiş. 2006’da bekçi emekli olmuş, yerine de yeni birisi atanmamış. Çitler kalkmış, defineciler, yağmur, rüzgâr derken höyük, neredeyse düzlük bir arazi haline gelmiş. Höyüğün en, en son halini aramızdaki Tokatlılar anlatırlar belki?

Maşat köyünün adı da, çok yaygın bir adet olduğu üzere, bir ara değiştirilmiş ve yeni ismi, çivi yazılarının karmaşıklığından ilhamla mıdır nedir, Yalınyazı olmuş.

Yani bu ismi kim bulmuş, gerçekten çok merak ediyorum.

(Kargacık burgacık yazmayın, okuyamıyoruz!)


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s