Duygu Asena’nın Hatırı

Bugün ölüm yıldönümüydü Duygu Asena’nın. Üç, bilemedin dört ayda geleceği tahmin edilen ölümü yıllar mertebesinde savaşarak ötelemişti Duygu Asena. 2006’daki ölümü ise beni, beklemediğim ölçüde sarstı. Hafızamda ondan arda kalan kopuk kopuk görüntüler, bölük pörçük bilgiler var.

1987 senesinde ben, çocukluk ile ilk gençlik arasında sıkışmış bir haldeyim. Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok adlı kitabı yayınlandı. Neden bilmiyorum ama hemen her evde var bu kitap. Cümle aile okuduk. Ben bu dönem okuduğum hemen tüm kitapları gösteriş olsun diye okuyorum ve işin doğrusu pek azını kavrayabiliyorum. Asena’nın kitabı da bunlardan biri. Daha kitabın adında tam kavrayamadığım bazı durumlar var: Kadının adı yok? Yok mu, öyle mi sahi? Addan neyi kastediyoruz tam olarak? (Asena, bir sonraki kitabının adını Aslında Aşk da Yok koyarak, bana ölümcül darbeyi vuracak.)

Benim yaşadığım karmaşa, başka boyut ve şekillerde ablamlara ve yakın çevremize de sirayet etmiş durumda aslında. Duygu Asena’nın feminist olduğu söyleniyor. Küçük ablam feministlerin kadın dostu, erkek düşmanı, büyük ablam evlilik karşıtı olduklarını söylüyor. Ben dostu, düşmanı pek bilemiyor  ama mutlaka evlenmek istiyorum.

O günlerde feminizm, Duygu Asena’nın vücudunda can bulmuş halde, ortalarda dolanıyor, gazetelere ropörtajlar veriyor, derdini anlatmaya çabalıyor. Feminizmin kitabı baskı üstüne baskı yapıyor. Feminizm, saçları kızıla boyalı bir kadın. Erkekleri uygar davranmaya bıkıp usanmadan davet ediyor, kadınların ancak birbirleri ile dayanışmaları halinde güç kazanacaklarını söylüyor.

Bu dönem Türkiyesi’nde benim olduğum yaşlarda olmak, bir dizi karmaşanın ortasında olmak demek. Türkiye yedi senedir bağlayıp duran kalın bir yara kabuğunun altında. Bir sis perdesi içinde olup bitiyor herşey. Filmler, kitaplar, gazeteler aynı ateşin etrafında dönüp duruyor, yanmamak için sürekli mesafe kolluyor. Bütün sesler fısıltı halinde yükseliyor adeta.

Feminizmin ne menem bi şey olduğuna dair orda burda karşımıza çıkan tartışmalar devam ededursun Kadının Adı Yok, baş döndürücü bir çeviklikle film haline getiriliyor. Annem iflah olmaz bir Hale Soygazi hayranı olduğundan koşa koşa gidiyoruz sinemaya. Filmin çekimi kitabın yirmi beşinci baskısının yapıldığı zamanlara denk geliyor. Kırkıncı baskıya gelene dek, feminizmin sesi epeyce yükselmiş olacak ki, küçükleri muzır neşriyattan korumak adına Kadının Adı Yok yasaklanıyor. Ne ara toplatılıyor, ne ara poşete sokuluyor tam hatırlamıyorum, ancak Duygu Asena, feminist olmasından mütevellit içine girdiği cephenin genişliği karşısında şaşırmışsa, üstüne mahkemelere de düşüyor. Zaten o aralar, iki çift manalı laf edip, yolu mahkemeye düşmeyen de yok memlekette, malumunuz!

Bunları yazarken fark ettim, ben aslında Duygu Asena ile ilgili pek az şey biliyorum. Kadının Adı Yok ile şana şöhrete mi doydu, itibar mı kazandı, bunları hiç umursamadı mı, kendiyle çelişti mi, kimden destek gördü, hiç biri tam manasıyla malumum değil. Öyle ya da böyle çok büyük bir dalgayı o dönemde neredeyse tek başına göğüslediğini biliyorum. Aşağıdaki videoyu bu yazıyı yazarken buldum. Feminizmin erkek düşmanlığı olmadığını beş yüz bininci defa açıklarken hala şaşkın olduğunu söyleyen Asena: “Bir sözlük alıp baksanıza… bıkkınlık geldi, maço basının feminizm tarifinden… insan allah kahretsin oluyor” diyor.

Duygu Asena’nın hatırı büyük. Hatırlıyoruz.

 



5Harfliler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s