Vâ-Nu ile Sosyal Medyayı Etkin Kullanım

1931 tarihli Akşam gazetesini tarıyorum. Aradığım, şehir haberleri içinde olacak. Bunlar gazetenin üçüncü sayfasında yer alıyor. Arada bir aynı sayfanın sol üst sütununda yer alan köşeye kayıyor gözlerim. Köşenin adı “Akşamdan Akşama,” yazarı Vâlâ Nureddin, imzası Vâ­-Nu.

Gazete taramak hele de bir tema değil, tek bir haber peşindeyseniz çok emek isteyen, yorucu bir iş. Dikkat kolayca dağılıyor, sağda solda yer alan haberler, fotoğraflar, tefrikalar içinde saatler geçiyor. Bunu engellemeye çalışıyor, ama Vâ­Nu’nun yazılarından kendimi alamıyorum. Başlıklar ilgiyi hemen üzerine çekiyor: İstanbul İçinde Göçebelik, Aşka Karşı Müshil, Şarlo’dan Alınacak Ders, Kahvede Kadın, Sevilen, Sevilmeyen Hayvanlar, Mısır’da Majiskül, Tatar Irkdaşlarımıza Tavsiye, Olmaz Efendim, Olmaz!, Lokantalar Cemiyeti, Tayyareye Dair, Stadyum Nereye Yapılmalı?, Burhan Geliyor, Mandolin ve Kadın Kahkahası…

Yazdıklarını okudukça, okuduklarım biriktikçe onunla ilgili sorular beliriyor zihnimde ve aslında ben, Vâlâ Nureddin hakkında da pek az şey biliyorum. Belli temaları mı var; dil, edebiyat üzerine mi yazıyor en çok? Pek öyle sayılmaz, bol bol İstanbul yazısı da var. Vâ-­Nu sokaktan, vapurdan bildiriyor, başından geçenleri, insanlarla sohbetlerini aktarıyor. Sanatın hemen her alanıyla da yakından ilgili. Tiyatro, sinema, resim, musiki, şiir üzerine yazılar ardı ardına yayınlanıyor. Edebi tartışmalardan ya haberdar, ya da tartışmaların tarafı. Memleketin sokağında, sahnesinde, konuşulan dilde, erkek kadın ilişkilerinde, Avrupa’dan, Rusya’dan gelen haberlerde Vâ­-Nu imzası var. Bir yandan da Feriha Tevfik’in birinci seçildiği ilk güzellik yarışmasında jüri üyesi.

Daha üç, beş sene geçmiş inkılapların üstünden, 1929’de dünyayı sarsan ekonomik kriz ise henüz yaşanmış. Vâ­-Nu büyük ekonomik, siyasi değişimlerle, memleketin politik gündemiyle doğrudan alakalı gibi değil. O daha çok alttan alta olup bitenlerle, o büyük değişimlerin etkilediği ayrıntılarla, sokaklarda olup bitenlerle, insanların ruh halleriyle ilgili.

Vâ­-Nu sözünü hiç sakınmıyor, dediğinden dönmüyor. Çok da eğlenceli birisi, hem de zorlu. Öyle kolay pes etmiyor tartışmalarda. Herkese laf yetiştiriyor. Birkaç örnek vereyim yazılarından, girdiği tartışmalardan, siz de görün.

12 Mart 1931 tarihli “Burhan Geliyor” yazısı, “buhran” kelimesinin taşrada yanlış telaffuzuyla ilgili. Halk, kelimeyi söyleyemiyor; iktisadi buhranın, Burhan isimli bir eşkıya, köyü bastı basacak bir ızbandut olduğuna hükmetmiş durumda. Vâ­Nu’nun eleştirisi buhran kelimesine. Diyor ki: Günahı köylünün anlamadığı bu tabiri bulanların boynuna.

29 Teşrinisani 1931’de yayınlanan “Erkek ve Kadın Güzellikleri” yazısı, erkeklerin aradığı kadın tipinin karşısında, kadınların da bir güzellik arayışında olabileceğine dair, günün tabiriyle bir çeşit “feminizma” yazısı.

1 Kanunuevvel 1931 tarihli “Şıklıkla Mücadele” yazısında ise, son moda kılıklara, gösterişe karşı dimdik bir duruş sergiliyor. Ahbapları, elbiselerinin zarafetine, potinlerinin güzelliğine iltifat ettiklerinde cevabı net: Komplimanlarınızı, kunduracıya ve terziye bildiririm… Hülasa şıklık, zekâ gibi, bedeni kuvvet gibi, güzellik gibi ferdî meziyetlerden değildir.

Uyurken içeriye göçen yatakların tamiri için icat önerisinde bulunan da Vâ­-Nu, İstanbul’da yapılması planlanan yeni bir stadyumun yeri için yapılan tartışmada tavır alan da o. 100 yıl sonra bir zamanlar, kitabın tarihe karışacağını iddia eden, radyonun, sinemanın, televizyonun gramafonun kitap denen yazı mahsullünün yerini alacağı kehanetinde bulunan da Vâ­Nu.

Bu gazete tarama işi devam ettikçe, artık sadece Vâ-­Nu yazılarına bakar oluyorum. Bir gözüm gazetenin 3. sayfasında. Yalnız diğer gözüm hep sosyal medyada, çünkü Türkiye gündemi yine alev alev. Memleketimiz hep yangın yeri. 1931’in aylarından 2015’in Aralık, 2016’nın Ocak ayına sıçrayıp duruyorum ve bir an Vâ­-Nu’nun ne kadar verimli, aktif bir Facebook kullancısı olabileceğine dair düşünceler geçiyor aklımdan: Binlerce takipçi, hemen her konuda post, okuyucu yorumları, Vâ-­Nu hazırcevaplığı, tavizsiz yanıtlar, tartışmalar, gezdiği İstanbul köşeleri, 1929’da Şam’a yaptığı geziden fotoğraflar…

İşte burada işi biraz daha ileri götüreceğim. İzninizle…

Vâ­-Nu Facebookta

Vâ­-Nu bir grup musikiperver ile tartışıyor 1931 yılında. Tartışmanın diğer safı da tanıdık: Münir Nureddin Bey.

“Yeni” şarkıların güftelerini hiç ama hiç beğenmeyen Vâ­-Nu, bilhassa Münir Nureddin Bey’e fena bozuk. Onun bir halk türküsünün sözlerini tahrif ettiğini iddia ediyor, elinde delillerle ortaya çıkıyor ve Münir Nureddin’e açıktan çatıyor.

Vâ­-Nu post: Gayet güzel bir kumaş farz edin ki, emsalsiz biçimde fena biçilmiş ve bundan giyilmeyecek kadar kötü bir elbise dikilmiş olsun. İşte Münir Nureddin beyin şarkıları da bana böyle bir kostümü hatırlatıyor. (24 Teşrinisani 1931 tarihinde paylaşıldı.) Münir Nureddin‘den cevap: Bundan ben mesul değilim, bestekâra bakınız. Vâ­-Nu yanıtladı: Şarkılarda virdi, itti şeklindeki telaffuzlarınızdan da mı siz sorumlu değilsiniz? (Okuyucular bunu beğendi). Peyami Safa‘dan yorum: Vâ-­Nu haksızlık ediyorsun. Vâ-­Nu bunu 25 Teşirinisani 1931’de yanıtladı: İşte gene söylüyorum, Münir Nureddin beyin güfteleri berbat!

Bestekâr Muhlis Sebahaddin Beyden Vâ­-Nu’ya yanıt: Aziz dostum farkında mısınız, sizi bal gibi aldatmışlar, hem de o madrabaz kim biliyor musunuz? Sizin emektar iki kulağınız. (Münir Nureddin bu yorumu beğendi ve yorum yaptı: Vâlâ Bey kusur bulacağım diye ne yapacağını neler uyduracağını şaşırmış bir halde bocalayıp duruyor. Burhan Felek‘ten yorum: Ben Vâlâ’dan yana çıkıyorum. Elif Naci‘den yorum: Vâlâ müfteri bir gafildir, yanılıyor.

Üç gün sonra, Vâ­-Nu‘dan herkese cevap: Muhlis Sabahaddin bey tek gözlüğünü Elif Naci’ye idareten versin ve Peyami Safa’nın gözlüklerini kulaklarına taksın. Münir Nureddin bey ise ağzı ile söylediğini kulaklarile işitsin (28 Teşrinisani 1931’de yayınlandı, okuyucular bunu beğendi).

Peyami Safa‘dan son bir yorum geliyor bu arada (30 Teşrinisani’de yayınlandı): Vâlâ Nureddin haklı, şarkının güftesinde hata var, Münir Nureddin yanlış okumuş. Vâlâ Nureddin’den bu yoruma dev layk ve yorum: Aferin PS bey yanıldığını itiraf etti. Nihayet ve çok şükür (okuyuculardan layklar).

Bir örnek daha:

Vâ­-nu’dan post: Tatar Irkdaşlarımıza bir tavsiye. Ötkünç, mötkünç gibi kelimeler uydurmayın […] Vatandaşlar!! Tehlike var!! Anadolu’yu askeri kuvvetle işgalinden beş asır sonra… memleketimizi ordu ordu tatarca kelimeyle harsen işgale kalkışılıyor. Dikkat!… Tatarca bilmek, ömrü boyunca türkçe öğrenmemeye kâfi bir sebeptir  (Bu kısım hatta belki büyük harfle yazılmış, 2 Nisan 1931’de yayınlandı).

Postun altında büyük tartışma. İki Tatar okuyucu hariç, Turancılardan Vâ­-Nu’ya destek, (Turancılar bunu beğendi.) Vâ­-Nu’dan Turancılara yanıt: Ah keşke türkçe sizin hayallerinizdeki gibi heryerde konuşulsaydı. Tahakkuk etmiyen ve etmiyecek cinsten olan her mefkûre güzeldir. Turan ideali diye dilimizin bozulmasına razı değiliz (6 Nisan 1931’de yanıtlandı). Peyami Safa bu yanıtı beğendi. Tatar ırkdaşlar tartışmayı da, yorumları da beğenmedi.

Vâ­-Nu ve diğer Vâ­-Nular

Okuduğum yazılarının sayısı çoğaldıkça, “Akşamdan Akşama” köşesinde başka imzaların da olduğunu fark ediyorum. Akşamcı mesela. Kısa bir araştırma bunun, Vâ-­Nu’ya ait bir takma isim olduğu sonucunu veriyor. Aynı köşede bir de Dedikoducu imzası var, ama bu imza atıldığında köşenin adı Dedikoducu oluyor. “Bu da Vâ­-Nu mu? Üslup da çok benziyor” derken Dedikoducu başlıkllı köşede başka bir imza çıkıyor ortaya birden: Hatice Süreyya. Bu da Vâ­-Nu’nun Akşam’dan evvel çalıştığı Vakit gazetesinde kullandığı bir isim. Demek Dedikoducu da Vâ-­Nu aslında.

Dört ayrı kimlikten bahsediyoruz. Dört ayrı üsluptan, karakterden mi bahsediyoruz peki? Bunlar arasında bir fark, geçişkenlik, konu ayrımı var mı? Vâ­-Nu kendi adıyla daha ciddi ağırbaşlı meseleleri mi irdeliyor, Akşamcı mesela şehir haberleri yazan Vâ­-Nu mu? Dedikoducunun yaptığı dedikodular da pek bayağı cinsten! Bu köşede bazen onun kadınlarla girdiği ve aslında pek de öğrenmek istemeyeceğimiz ilişkilerini öğreniyoruz. Peki ya Hatice Süreyya’yı ne yapacağız? O basbayağı kendisinden bir kadın olarak bahsediyor. Kendini “meraklı bir kadın” olarak tanıtıyor. Hatice Süreyya’nın kocası da var! Beyoğlu’nda ara ara gezintiye çıkıyorlar.

Sorular var, sorularım cevap bekliyor.

Hangi isimle, hangi konuyu yazdığına dair bir tutarlılık, benzeşme, belki geçişkenlik ya da keskin bir ayrım peşindeyim. Köşesinin adı aynı, köşenin adı değişse de imzaları aynı kişiye ait, üslupta derin farklar da yok. Okuyucu anlamıyor mu hep aynı kişinin yazdığını, bu kişinin Vâ­-Nu olduğunu? Ama zaten o bunu gözetiyor mu ki? Bazen bir takma ismin ardında kalıyor, bazen kadın oluyor, bazen sırf dedikodu yapmaya almış kalemi eline. 1929­-1931 arasında yazdığı onlarca yazı arasından bir karakterin belli bir temanın peşinde olmadığı, belki sadece Vâ-­Nu’ya malum sebeplerle değişik isimlerle yazdığı kanaatine varıyorum, ama yine de belli belirsiz ayrımlar da yok diyemeyiz: Şehir haberleri yazar gibi görünen Akşamcı, birden dil meselelerine dalıyor, ama Hatice Süreyya İstanbul’un meşhur simalarının evlerinden, sokaktan bildiriyor, onun yaptığı bir tür dedikodu hep. Dedikoducu ise zaten ismiyle müsemma.

Yazıların altındaki imza çoğunlukla Vâ-­Nu, diğer isimler arada bir görünüp, kayboluyor. Vâ­-Nu çok da üretken. Haftanın sadece bir günü yazısı yayınlanmıyor gazetede. Yazılarında kendi hayatıyla ilgili verdiği ayrıntılarda, kelimeler dışında başka hiçbir geliri olmadığını da öğreniyoruz.

Matbuat aleminde takma isim kullanmak adeti çok yaygın. Bazı yazarların onlarca takma isim kullandığı biliniyor. Vâ-­Nu’nun daha başka isimler kullandığı da biliniyor. Yazının içeriğine göre anonimlik gereği doğuveriyor belki. Edebi tartışmaları Vâ­-Nu kendi adıyla sürdürürken, biraz daha “hafif” konular için başka isimler tercih ediyor? 1930’ların başında memleketin entelektüel ortamını oluşturan\ gazetelerde adları hep geçen az sayıda insandan, Vâ-­Nu “arkadaşım, ahpabım, dostum” diye bahsediyor. Herkes, kimin kim olduğu bilgisine sahip muhtemelen. Belki de Vâ­-Nu için bu takma isimler kendi yazarlık hayatında üstünde düşünmeye değmeyecek türden basit manevralar, ya da sadece ona malum bazı sınırlar var.

Bugün işler böyle değil. Matbuat dünyası bir kenarda kendi varoluş mücadelesini verirken, sosyal medya üzerinden ses duyurmaya çalışan yazarları yepyeni tarz zorluklar bekliyor. Vâ­-Nu üzerinden düşünmeye devam edelim.

Vâ­-Nu, Mark Zuckerberg ve Karakter Bozuklukları

Vâ­-Nu’nun bu takma isimlerle yazma tercihi, sosyal medyada kendine yer ararken ona büyük bir engel olacaktı. Yazılarını kendine ait blogunda yayınlasa, duyurmak için kullandığı kanallar hem sayıca sınırlı, hem de gayet katı kuralları olan yerler olacaktı.

Facebook’ta Vâ­-Nu adına açıtğı hesap gerçek isim olmadığı gerekçesiyle kapatılma tehlikesiyle karşılaşacak, hatta bu iş için Facebook Vâ-Nu’nun arkadaş listesine rastgele mesajlar yollayarak onlardan muhbirlik yapmak isteyecekti. “Bu kişi gerçek adını mı kullanıyor?” sorusuna muhtemelen Tatar ırkdaşlardan “hayır onun adı bu değil, bu kısaltma isim” cevabını verecek, Vâ­-Nu Facebook editörlerinin insafına kalacaktı. Zira Facebook’un sahibi Mark Zuckerberg’e göre Vâ­-Nu gibi insanlar karakter bütünlükleri olmayan insanlardı. Bir insanın ancak iç dengeleri bozulmuşsa, birden fazla insan gibi davranacağını Zuckerberg 2012’de yayınlanan bir röportajında beyan ediyordu. Şirketin pazarlama müdürü olan başka bir Zuckerberg’e göre de, aslında bu takma isim meselesi sadece Facebook’tan değil, tüm İnternetlerden yok edilmeliydi, zira takma isim kullanmayı bırakan insanlar, bir anda daha iyi insanlar oluyorlardı!

Vâ­-Nu, Google’ın paylaşım platformu olarak 2011’de açıtğı Google+’ta, Akşamcı imzasını attığı yazılarını paylaşmak, okuyucularıyla e­-posta üzerinden iletişim halinde olmak istese, Google buna kesnlikle müsaade etmeyecek, Vâ-Nu bir yolunu bulup hesap açsa bile gerçek adı olmadığı gerekçesiyle hesap, kendisine haber bile verilmeden kapatılacaktı. O günlerde Google+ projesinin başındaki isim şöyle bir benzetme ile yaratmak istedikleri topluluğa dair nasıl bir hayal alemi içinde olduklarını belirtiyordu: Nasıl ki kibar bir mekâna girerken şık kıyafetler giymek gerekiyorsa, Google+ da böyle düşünülmelidir ve burada takma isimlere yer yoktur.

Buna en önce, herkesten önce kim karşı çıkacaktı: Tabi ki Vâ­-Nu. “Şıklıkla Mücadele” yazısını hatırlayın, ne diyordu orada: Şıklık, zekâ gibi, bedeni kuvvet gibi, güzellik gibi ferdî meziyetlerden değildir!

Google’ın bu buyurgan, dayatmacı tavrına dair kullanıcıları ile arasında kopan kavgada muhtemelen Vâ­-Nu da ön saflarda yerini alacak ve şirketin önce bir adım geri atıp gerçek isim yanından takma ismin kullanılmasına izin vermesinde, sonra da gerçek isim politikasından hepten vazgeçmesinde rol oynayacaktı.

Vâ­-Nu Tatar ırkdaşların hikâye kelimesi karşılığında önerdikleri ötkünç kelimesini “taciz içeriyor ve zararlı” (harsen) gerekçesiyle şikâyet etmek isteseydi Twitter ondan, üzerinde resmi adı olan bir kimlik göstermesini isteyecek, Vâ-­Nu kimliğini gönderdiğindeyse gerçek adını kullanmadığı ortaya çıkacağından şikâyeti dikkate alınmayacaktı.

Peki Silikon Vadisi ne istiyordu Vâ­-Nu’dan? 

Verdikleri beyanatta, kendi “ekosistem”lerini iyi anlamak, oluşturdukları topluluğun ruhunu kavramak, herkesin gerçek adlarını kullanmasıyla, yine herkes için daha güvenli ortamlar yaratmak diye gerekçelendirdikleri politikaları aslında hep bir kaynaktan besleniyordu. Silikon Vadisi’nin Vâ­-Nu’dan istediği tek bir şey vardı. Onun kelimelerle kazandığı hayatında yaptığı harcamaları takip ederek, Facebook sayfasında onu ilgilendirebilecek reklamları öne çıkarmak. Mesela 1929’da yaptığı Şam seyahatinden evvel, Vâ­-Nu’nun Facebook sayfasında sağ köşede Şam’a ucuz bilet, otel reklamları çıkaracaklar, çekeceği fotoğrafları da düşünüp seçenekleriyle ona kameralar göstereceklerdi. Musikiyle yakından ilgilendiğini keşfedecek, ona Münir Nureddin’in plaklarını satmaya çalışacaklar (ve büyük bir hata yapacaklardı). Şıklıkla mücadele eden biri olduğunu tam çözemeyerek ona renk renk potinler sunacak, terzilerin adreslerini, telefonlarını burnuna dayayacakladı.

Fakat işler, sosyal medya patronlarının hayalini kurdukları gibi bir türlü işlemeyecek pek çok kullanıcı gibi Vâ-­Nu’da bir yolunu bularak kendini var edecekti. Zuckerberg’in ısrarla savunduğu gibi kişilik bütünlüğü bozulanlar değil, toplumlar tarafından mağdur edilenlerin, kenara itilenlerin, sansürden kaçanların, takma isimleri tercih ediyor olmaları meselesi Vâ-­Nu’nun mutlaka dikkatini çekecek ve bu konuda seri halde makale yayınlayacaktı.

Zaten bu türden boş hayaller için ne diyordu Vâ­-Nu: Tahakkuk etmiyen ve etmiyecek cinsten olan her mefkûre güzeldir.


Birikim dergisinin 322. sayısında “Sosyal Medya ve Tahakküm” dosyasında yayınlandı yazı. Şubat 2016.

Vâ-Nu ile Sosyal Medyayı Etkin Kullanım” için bir yanıt

  1. Geri bildirim: İstanbul Çirkinleşiyor Feryadı – Kiraz Akın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s