Kiraz Akın

Bunlar Ayşe Özel’in bir film için yaptığı minyatürler. Her biri filmin hikâyesinde bir anı gösteriyor. Hepsi çok güzel. Film, Yusuf Kurçenli’nin 1983’te çektiği Ve Recep Ve Zehra Ve Ayşe.

Borda tuhaf ve esrarengiz bir hadise olmuştur. Burada zahire pazarında oturan muhacir Abbas ağanın evinde bütün eşyalar sabaha kadar kendi kendilerine zıp zıp sıçramışlar ve camları kırarak birer birer sokağa düşmüşlerdir.

Mektubu almış mı, kendisi mi yazmış? Çok güzel soru bu. İnsan hangi hislerle ve şu yüz ifadesiyle bir mektubu parçalarına ayırıyor olabilir?

Harf devrimi olmuş, oluyor, tam da olamıyor, ama olacak. Yıllar evvel Atatürk Kitaplığı’nde çalışırken, neredeyse kazara gözüme çarpmıştı haber, sağ sayfalarıdan birinde, alt köşedeydi.

“Mahmut Makal’ın kitabını; bir hamlede yer, yutar gibi okuduktan sonra, elimde olmayarak “Yaşşa aslan!” diye haykırdığım zaman, saat gecenin üçüne çeyrek vardı.”

“Pan’ın sayfalarından gü­rültü değil, sükünettir taşan. Orada günler dakika da­kika yaşanır, tabiatın her parçası bir lezzet gibi ruhta derinlere çöker. Pan, sayfalannda kuvvetli bir aşk hi­kayesi yaşatan bir tabiat övgüsüdür.”

Akılda kalan sözleri: Sulu herifin teki ne olacak? Erkek dediğin ciddi olmalı.- Dayak atmak iyi bir şey değil, tamam! Ama dayanmıyor insan, sonunda basıyor köteği. Ellerim kırılsın. –
Başvekilin oğlu da olsan, sıraya gireceksin!

“Gece kapladı her yeri, keder sardı dereleri, esmerim vay vay düşman değil sevda açtı sinemdeki yareleri”

Birer birer kopan takvim yapraklarına, hızla dönen yelkovana, akrepe, aceleyle batan ve hızla doğan aya, güneşe alışık belki zihniniz. Peki ya bu?

Herhalde hiçbir dizi, işlediği, dert edindiği meseleye dair bu denli hızlı geri dönüş yaşamamıştır. Güldünya dizisi kısacık yayın hayatında ulaşmaya çalıştığı kitleye anında ulaşmıştı.

Moğollar’ın Dağ ve Çocuk şarkısı mesela: Neden ilkokul müfredatında ya da o civarlarda girmiyor hayatımıza? Ya Neptünlü Sevgilim? Boşuna boşuna geçmiş yıllarım. Neptünce öğrenebilirdim!

25 Şubat 1936’da “Akşamcı” imzasıyla Akşam gazetesinde yayınlanmış aşağıdaki köşe yazısı. 1930’lu yılların başından itibaren devrik başkentin gelecekte ne olacağına, nasıl gelişmesi gerektiğine dair birtakım tartışmalar oluyor. Şehrin hudutları nereye kadar gitmeli, inşaatlar yasaklanmalı mı? Bir yandan da İstanbul’u mimarların mı, inşaat kalfalarının mı çirkinleştirdiği sorgulanıyor (çünkü herkes şehrin çirkinleştiğinde hemfikir gibi). Mimarlar kalfaları cahillikle, kalfalar da […]

“Bir umudu taşımaya çalışıyorum. Bir yerden, bir yere geliyor, derinleşebiliyorum. Dünyayı değiştirmeye de yetebilirim. Çok uzun zaman bu umudu taşıdım içimde.” 

Bunlar Hollandalı fotoğrafçı Loes Heerink’in Vietnam’ın başkenti Hanoi’de yaşamaya başladıktan sonra fark ettiği bir dizi görüntü. Sokak satıcılarının bu hallerini yakalamak için bir yıla yakın köprüler üzerinde bol bol beklemiş Heerink. Ve sonuçlar epey güzel. Değil mi? Hanoi’de yaklaşık 5000 kadın seyyar satıcı sokaklarda dolanıyormuş hergün, gece saat 2’de, akşam 7’ye kadar. Günlük kazançlarının ortalama […]

Bir haftadır Yüzyıllık Yalnızlık romanıyla ilgili üretilen illüstrasyonlara bakıyorum, kendimce bir derleme yapacağım, hep beraber kitabı yad edeceğiz. Neden? Çünkü 30 Mayıs 1967 kitabın okuyucuyla buluştuğu tarih. O kadar çok iş var ki üretilmiş romanla ilgili illüstrasyonlar, resimler, yerleştirmeler… En sonunda kitabın ilk baskısı için yapılan kapağı seçmekle yetinebildim. Bu Mayıs ayı boyunca kitabın yaratılış sürecine, […]

Bu fotoğraf 23 Ocak 2007 sabahından. Pangaltı’dan Agos gazetesi önüne çıkan sokaklardan birinin sonundaydı bu görüntü. Cenazeye katılanların bütün gün ellerinde taşıyacakları yazılar böyle ortaya, kolay görülecek bir yere bırakılmıştı. Beş ya da onlu desteler halindeydi yazılar. Gelenler bunları açmakla uğraşıyorlardı. Biri vardı o an orada, desteleri açıyor, herkesin almasını kolaylaştırıyordu. Ben de ona katıldım. […]

İsmi konmamış, editlenmemiş ve kimse tarafından da seyredilmemiş Youtube videolarını gösteren bir site yapmışlar. Siteye giriş yazısında da seyircileri astronota benzetmişler.

1931 yılında Akşam gazetesi muhabiri sokaklarda fotoğraf çekiyor. “Günün görseli” yapacaklar. Temaları köprüden geçen insanlar belki, ya da öyle denk geldi. Fotoğraflardan birini seçmişler yayın için: İhtiyar bir kadın bohçasının üstünde güneşe karşı dinlenirken. Köprüde her sınıftan insana rastlamak imkânı var. Köprü İstanbul’un en dikkate değer yerlerden biri. Fotoğrafı 25 Nisan tarihli sayıda yayınlamışlar. Dinlenen ihtiyar kadın […]

Kendi bedenlerinden yüzlerce kere büyük mekanların içinde durmadan hareket ederek evlerin devamlılığını sağlıyor kadınlar. Başkalarının hayatları bu devamlılıkla kesişiyor ve sürekli tekrarlandıkları için görünmez hale gelen ev işleri, kadınlarının hayatlarıının yerini hepten alıyor.

LeeAdianez Rodriguez 5 kilometre koşmak üzere kaydolduğu yarışa geç kaldığını sanmış o gün. Annesi onu arabayla sokağın köşesinde bıraktığı gibi park yeri aramaya gitmiş. Lee de koşan birtakım insanlar görüp, aralarına dalmış doğrudan.

Sevgili okuyucum, soba başında uyukluyor musunuz böyle? Soba olmasa da olur, sıcak başında, çaydanlık başında? Postacı filminden sahne. Çok seviniyorum, bu sahnelerin montajda kesilmemiş olmasına. Buraya koyduğım giflerin çoğu böyle sahnelerden aslında: Çıkarsak film, hikâye hiçbir şey kaybetmiyor, ama korunduğu durumda seyirciye bir şey demiş oluyor, yönetmen, kurgucu, oyuncu… O şey ne, bilmesi kolay değil […]

Elekberova’nın halk şarkıları söyleyerek başladığı kariyeri 50 yıl kadar sürmüş, ülkenin en sevilen kadın sanatçılarından biriymiş 1993’te 70 yaşında öldüğünde. Hakkında okuduklarımdan çıkardığım kadaıyla, öldüğünde memlekette gözyaşı dökmeyen kalmamış sanırım.

Bu güzel, dokunaklı, kendi çocukluğuna bakmasına olanak veren çekim, herhalde Adile Naşit’in oyunculuk kariyerindeki en anlamlı sahnelerden biriymiş, değil mi?  Keşke, Naşit’i bir kenara itselerdi de anne, kız konuşsalardı!

Ağacın yanından gelip geçenler, ağaçta sırtını kaşıyanlar, hemen ağacın dibinde durup etrafa tedirgin tedirgin bakanlar, ihtiyaç giderenler, kamerayı kaplayacak denli büyükler… Bir tür  geçit resmi.

Şarkının sözleri nasıldı? Aç kapıyı bezirganbaşı, kapı hakkı ne verirsin, arkandaki yadigar olsun, bir sıçan, iki sıçan, üçüncü de kapan.

İp atlamalar, bezirganbaşları, seksek sekenleri, uzun atlamacıları… Ve bu misketler çıktı karşıma. İki, mavi misket. İyi geldi görmek.

Piano Piano Bacaksız filminden bu sahne. Çamaşır yıkarken söylediği şarkı da: Alişimin kaşları kağre. Bu sahneyle, bu kadının, şarkı söyleyerek yıkadığı çamaşırlarla ilgili çok da sevimli bir diyalog var filmde, onu da buradan seyredebilirsiniz.

Çok seviyorum bu gifi. Evde hayat devam ediyor, insanlar koltuklara yayılmış sohbet ediyorlar. Çocuklar oyun halinde, televizyon açık, karınlar doymuş, her şey yolunda, her şey yolunda derken… Evin ortasından bir hayalet geçiyor, elinde de çamaşır sepeti! Hayalet, çamaşır yıkamış, çamaşır asmış, kimse görmüyor, yüz kere geçse ev ahalisinin önünden görmeyecekler. Eline çamaşır sepeti alan görünmez […]